2. TEKİL

Dert çok, hem dert yok.

*Fuzûlî

Kısacık bir öykü hayat dediğimiz. İki nefes arası bir cihan. Çekip gitmenin, kalmak kadar uzak olduğu. Ardında bıraktıklarımızın hüzne meyyal olduğu. Son kez ayrılışı gibi geminin limanından. Uzun susup durmadan konuşanları gördüğümüz büyük paravan. Biz o yolun yolcusu değiliz. Biz o filmin başrolü değiliz. Galebe çalsak da bir uçtan bir uca, biz o şiirin dizesi değiliz. Satır sonlarına gelir bizim hikâyemiz. Hep bir ayrılık girer mutlak araya. Aynı lügatte denk gelmez adımız vuslatla. Şirazesi çoktan dağılıp gitmiştir kitabımızın; cümlelerimiz işaretsiz, devrik…

Herkesleşmeye başlayan sen, siz olup çıkar bir anda karşınıza. Kişi, Sen’i yarasından tanır. Siz için yapılacak bir şey kalmamıştır. Siz çoktan çekip gitmiştir aramızdan, kimse fark etmemiştir. Sen için hep bir umut vardır. Hatta tabipler bile zorluk çıkarmaz, ilaç vardır bu defa yaraya. Tatbiki uzun ve çetin olsa da onulur o yara. Kişi zamirleri bir ok gibi adının yerini tutar. Tüm belgisiz ifadeler sizde can verir. Elden ele… Tüm tekilliğinle sen, daha benden. Siz olup tüm yüklemlerin çekimleri başkalaşır. Başkalaşıp uzaklaşır ömründen. Sözcükler oysa seni duyduğunda birikirler hemen bir araya. Tedavülden kalkmış olanlar bile en güncelliğinle seni anlatmaya kalkışırlar. Mısralarına dokunur ellerin en ipeksi yumuşaklığıyla. Gözlerinin arasından kayıp gider heceler. Her köşesinde senden bir parça saklı mı, diye ararsın. Tüm sanatsal çağrışımları kurcalayıp adından, kendinden ararsın. Aradığın yer ne sözcükler ne onların büyülü deryası. Sen sandalınla kürek çekerken, siz çoktan okyanuslara yelken açıp vazgeçmiştir. Baktığın yerde olmadığı aşikârdır. Sen yine de ararsın. Kendi kaybettiğini arama çalışmalarına katılırsın. Arama çalışmalarına katılıp iç sesini bastırırsın. Nerede sustuysan orada değil midir oysa? Nerede çıkarttıysan orada değil midir? Bir kalbin vardır senin. Çıkardığın yerdedir. Hatırlamalısın, kullanmalısın.

Bir zamanlar derdi bölüştüğünüz, dert olup çıkar karşınıza. İnsan bölüştüklerini dertlerinden tanır. Dert için yapılacak bir şey kalmamıştır. Çekip gitmek en kolaydır, fark edilmez. Bölüştükleri için hep bir umut vardır. Hatta ayrılıkları tanımlarken bile bölüştükleriniz anlatır ahvalinizi. Aynanız bölüştüklerinizdir, derdinize bakılmaz. Onu var ya da yok eden durduğunuz yerdir. Suretiniz diye görünen gölgenizin sayıklamasıdır. Gölgeniz cesur adımlarla yaklaşır biraz daha size doğru. Tam onu tanımaya çalışırken, yokluğuna şahit olursunuz. Var eden denkleminde bir değişiklik olmuştur. Sandıklarımızın en ustaca yanıltmacasıdır bu. Tüm hüneriyle ortada iz bırakmadan başarılı bir geri çekilme operasyonu andırır. Sizi içten kuşatan başka gibi görünür gözünüze. Hazırlıklarınız ve planlarınız tam olsa da ilhak edemezsiniz gölgenizi. Onu alabilmeniz için “senin” sizden geçmesi gerekir.

Hezeyanların iyesiyle karşılaşırsınız. Dokunulmaz olduğunu düşündüğünüz acılarınız, kabuk bağlamıştır. En çok da iyileşmeye başladığı zaman acıtır. Büyük bir kıyımdır orada yaşanan. Çeliğin; eti ve kemiği yüzüp geçtiği gibi korku ve şiddet doludur. Acı eşiğiniz tattığınızdan fazlasıdır. İçiniz acısına birazda siz ekler ve her gün bununla mutlu olmayı bilirsiniz. Çünkü yara da dert de yaşam belirtisidir. Hâlâ yaşamak, uyumak ve uyanmak için sebebiniz vardır. Katlanmak zor olsa da “sen” bir yaşamının merkezidir. “Sen” sensiz bırakma!

KORHAN KARAKAYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir