Eğitim Sezonu Başlarken…

Küresel ısınma problemi nedeniyle mevsimlerin eskisi gibi keskin olarak ayrışması mümkün olmasa da herkesin bildiği bir şey var: Eylül ayının gelmesiyle yaz ayları sona ermiştir. Yaşlısı genci, kadını erkeği, zengini fakiri, okumuşu okumamışı, köylüsü şehirlisi olarak toplumun her kesimi için bir anlamı olduğu gibi “öğrencisi velisi” için de bir anlamı var. Öğrenciler için yaz tatilinin bitmek üzere olduğunun habercisiyken, anne babalar için de yeni yeni sıkıntı ve streslerin habercisidir: “Özel okul fiyatları ne âlemde? Kalem, kitap masrafları ne tutar? Çocuğu hangi okula versek? Hangi okul sınavlarda daha başarılı? Devlet teşviki bu sene ne kadar? Devlete mi versek, özele mi? Yeni sınav sistemi nasıl olacak? Acaba özel ders mi aldırsak? Bizim çocuğun okuyacağı yok meslek lisesine mi yazdırsak?” gibi…

Bir yandan da medyada yeni eğitim sezonu öncesindeki öğretmen açığından, bu sene ne kadar öğretmen ataması yapıldığından, eksik olan derslik sayısından, çocuk okutmanın maliyetinden, özel okul fiyatlarından, yeni sınav sisteminin neler getirip neler götürdüğünden, müfredatın eksik ve yanlışlıklarından bahseden haberleri duymaya başlarız artık.

İnsanoğlunun en temel haklarından olan eğitim hakkı ya da eğitimde fırsat eşitliği gibi meseleler bu türden sorun ve sıkıntılarla nasıl aşılır bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki o da Allah’ın eğitim sisteminde eğitim almak, eğitimli biri olmak ya da okumuş biri olmak için hiçbir maddî imkâna sahip olmanızın gerekmediği.

Merhameti kendisine prensip edinmiş olan Allah (Enam, 12; Enam, 54) ve de ısrarla adaletten bahseden Allah (Maide, 8), hiç mümkün mü ki kullarına ilk emir ve de ilk ayetini gönderip “Oku!” diye emrederken, imkânı olanlar okuyup doğru yolu bulsun da olmayanlar kendi hâllerine bırakılsın!

Evet, Allah insanlara sorumluluk yüklerken herkesin imkânı ve gücü ölçüsünde bir şeyler bekliyor. Ama bunların hepsi gerek parasal güç gerekse bedenî güçle ilgili maddî yönü bulunan görevlerde böyle. İş, okumaya yani hayatı okumaya, insanı okumaya, olayları okumaya, kâinatı okumaya, kendini okumaya gelince Adil ve de Merhametli olan Allah insanların hepsine aynı imkânı zaten sunuyor (Fatır 37). Tezekkür edecek yani düşünüp öğüt alacak bir kimsenin ihtiyaç duyduğu kadar bir vakti Allah herkese sunuyor. Yeter ki okumaya gönlü olsun insanın. Okumaya vakti zaten var da o vakti ayırmaya gönlü olsun insanın. O vakti ayırmaya, kendisine vakit açmaya gücü yeten herkes okumak için hazırdır. Hangi cep telefonunu alsam diye modeller arasında araştırma yapmaya zaman bulabilirken hayatıma hangi yola doğru yön versem sorusu için vakit bulamıyorsa bir kişi, Allah’ın şu sorusu yüzüne tokat gibi çarpmalı: “Öyleyse nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir, 26). Evet, öyleyse nereye bu gidiş, nereye kadar?

Eylül ayıyla eğitim sezonu gelmiş ya da gelmemiş kime ne? Her an, her dakika, ta ki nefes alıp vermen durana dek, günün beş vaktinde okunan ezanlarda “Haydi namaza! Haydi felaha!” der gibi okumaya çağırıyor âlemlerin Rabbi. Tabi okumaya gönlü olanları (Kehf, 29)

Haydi okumaya! Haydi anlamaya! Haydi yaşamaya! Haydi yaşatmaya!

Gelen gelsin…

ŞAHABEDDİN KUTLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir