AHLÂK ve SAYGI

Küçük yaşta yetim kalan Topçuzâde Ahmet Efendi, ailesinin tek evlâdı olması münasebetiyle, geçim yükünü omuzlamıştı. Tahıl alım satımı yaparak evin iaşesini sağlamaya çalışıyordu. Erzurum’un zenginlerinden bir zat, ona yardımda bulundu ve hayvan alım satım işine başladı. Doğu Anadolu’daki hayvanları İstanbul’a götürüp satmak sûretiyle kısa bir sürede işlerini genişletti. Bir yazıhane tutarak işlerinin büyük bölümünü İstanbul’a taşıdı. Zaman içerisinde, Tahtakale’de bir han satın aldı ve buraya yerleşti. Süleymaniye’deki Deveoğlu Yokuşu’nda ahşap bir binada oturmaya başladı. Buradayken hanımı vefat etti ve iki oğlu Balkan Harbi’nde şehit düştü. Tekrar evlenen Ahmet Efendi’nin bu hanımından da üç yıl arayla iki oğlu oldu.

Birinci Dünya Savaşı sonrası işleri doğal olarak bozulan Ahmet Efendi, Çemberlitaş’ta bir eve taşındı ve burada kasap dükkânı işletmeye başladı. Bir gün, küçük oğlunun birincilikle bitirdiği Reşit Paşa Mektebi’nin hocalarından Osman Efendi, sakin ve içe dönük mizaca sahip oğlu için, “Büyük adam olacak.” dedi. O çocuk büyüdü. Lise birinci sınıftayken Ahmet Efendi vefat etti. Ailenin geçim yükü büyük oğlanın sırtındaydı artık. Küçük oğlan tahsile devam etti. Liseyi bitirdikten sonra, geçiş sınavını kazanarak Fransa’ya gitti. Üniversite’de felsefe tahsilinde bulundu. Doktora tezini verdikten sonra yurda döndü.

Toplamda kırk yıl sürecek öğretmenlik görevini çeşitli şehirlerde, onlarca lisede yerine getirdi. Bir dönem, İstanbul Üniversitesi’nde, Hilmi Ziya Ülken’in kürsüsünde eylemsiz doçentlikte bulundu.[*]  Çeşitli kitaplar yazdı. Bu kitaplar arasında okullarda okutulmak üzere kaleme alınan ders kitapları da vardı. Bu kitaplardan ikisi de, liseler için hazırladığı “Ahlâk” kitaplarıydı. Topçuzâde Ahmet Efendi’nin küçük oğlu, hükûmetin talebiyle, 1974 yılında bu kitapları yazmaya başladı. Hükûmet değişikliklerine rağmen, çalışmalarına devam etti ve Lise 1 kitabını Ocak 1975’te, Lise 2 kitabını ise Mart 1975’te tamamladı ve Millî Eğitim Bakanlığı’na gönderdi. Ortaokul Ahlâk kitabını ise, talebesi Emin Işık’la beraber hazırladığını, ay sonuna kadar göndereceğini deklare etti. Fakat bu emelini baltalayan bir sorun vardı: pankreas kanseri. Hastalığının şiddeti artınca, hastaneye kaldırıldı. 1975’in Temmuz’unda vefat etti. Vefatından kısa bir süre sonra yayımlanan Lise 1 Ahlâk kitabında, onun yanında, Emin Işık, Ahmet Tekin ve Yaşar Erol’un da isimleri vardı. Bir yıl sonraki yeni baskıda onun ismi tamamen çıkarıldı ve yerine Erol Güngör ismi eklendi. Lise 2 Ahlâk kitabının baskısında ise adı hiç zikredilmedi.**

Akademisyen, yazar, muallim, fikir ve mücadele adamı olan o zat, Nurettin Topçu’ydu. Yaşamı boyunca “ahlâk” mefhumu üzerinde çalışmış; fakat ölümünden sonra hiç geciktirilmeden hak ettiği “saygı”dan uzak bırakılmıştı. Oysa söz konusu eserde Topçu, ahlâk duygularının kaynağının hürmet veya saygıdan teşekkül ettiğini söylemekteydi.

Saygı, insanın bedeninde değil, ruhunda beliren ve kalpte hareket alanı bulan bir histir. İnsan, çevresinde saygıyı hak eden herkese bunu hissettirmelidir. Bunun için başlanması gereken nokta, kişinin kendine saygı duyması aşamasıdır. Kişi kendi benliğine saygı duyarsa, hak edilen saygının takdir edildiği zaman nasıl bir anlam taşıyabileceğini bizzat görür ve ruhtaki tesirin açığa çıkması için saygıyı hak eden herkese bunu gösterir. Verilen sözün arkasında durmamak,  diğer insanları kandırmaya çalışmak gibi bayağı davranışlar, muhatabımızın insanlığına saygısızlıktan doğmaktadır ve bu bir ahlâk düşüklüğüdür.

Topçu’nun şu pasajı, maksadımızı ifade bakımından yeterli olacaktır: “Büyük dedikleri zorlu veya yüksek rütbeli bir adamın önünde belki varlığım eğilir; fakat ruhum eğilmez. Önlerinde başımızın zorla eğildiği insanlar vardır ki ruhumuz asla eğilmez. Bana üstün karakter sahibi aşağı tabakadan, lâkin temiz ruhlu bir insan karşısında ruhum eğilir: işte saygı budur.”

* Bu kısma kadar olan hikâye, Prof. Dr. İsmail Kara’nın, “Ahlâk Davasına ve Muallimliğe Adanmış Bir Ömür” adlı makalesinden faydalanılarak kurgulanmıştır.

** Bu kısma kadar olan hikâye, Dergâh Yayınları’nın neşrettiği “Ahlâk” adlı kitabın sunuş kısmından faydalanılarak kurgulanmıştır.

ABDULLAH SABUNCU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir