BATIL’A DİRENÇ HAKK’A SARILMAKLA OLUR

Peygamber Efendimiz Safa Tepesi’ne çıkıp İslâmı haykırmasından bu zamana kadar hak ile batıl arasında olan mücadele büyük insan kitleleri arasında yeni bir boyut kazandı. Her geçen günler insanlarla iletişimi kolaylaştırdı. Bu durum da dinleri daha çok karşı karşıya getirdi. İslâm getirdiği değerlerle dünyanın kalıplaşmış düşüncelere darbe indirmişti bir kere. Çünkü İslâm kendi elleriyle yaptıkları heykelleri, mallarını, evlatlarını, makamlarını put edinenlere diyordu ki; kulluk edeceğiniz yegâne varlık Allah’tır. İnsanoğlu ruha ve zihinlere huzur veren bu kutlu yolu yani İslâm’ı seçmedi.İslâm’ın ve Müslümanların, karanlıkları aydınlatan ışık huzmeleri olduğunu hissetseler de gözleri karanlığa alışmıştı bir kere. Karanlık kapkara ruhlarını besliyordu her vakit. İşte o günlerden yaşadığımız şu zamana kadar İslâm’a ve Müslümanlara olan nefret seli dönem dönem sert barajlara takılıp sığ sularda hapsolsa da her zaman bir çatlak bulup yoluna devam etti. Tarih bütün çıplaklığı ile gözler önünde. Yaşanan hiçbir olay gizli kalmıyor. Tarih hak ile batılın mücadelesini anlatırken her zaman iki gücün mutlak iktidar olamadığını vurguluyor bizlere.

Müslümanlar her zaman dünyanın jeopolitik öneme sahip bölgelerinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Hem inandıkları ve reddettikleri yüzünden, hedeflerinin İslâm’ı bütün dünyaya yayma gayretlerinden, hem de bulundukları coğrafi bölgelerden dolayı hayatları savaş ve siyasî mücadeleler içinde geçmiştir. İhtiraslı, dünyalık hırsına girmiş ve Kurandan uzaklaşmış yerel yöneticiler bu yangınlara benzin taşımışlardır. Şu an günümüzde savaş ve iç isyanlar, Müslüman coğrafyalarda ve emperyalizmin öncü kuvveti olan ülkelere başkaldıran milletlerde görünmektedir. Haçlı seferleriyle, bölgesel katliamlarla, ülke işgalleriyle ve son olarak üretilen örgütler ile halk ayaklanmaları kullanılarak İslâm’a şiddet kanadından darbe vuruldu, vuruluyor ve gelecekte de vurulmaya devam edecektir. Özellikle Sanayi İnkılabı ve 2. Dünya Savaşının ortaya çıkardığı teknolojik güç Batı’yı duygusuz teknik sarmalına, Doğuyu da Batı’nın vadettiği hayalin peşine taktı. Emperyalist güçler ve Siyonizm gördü ki İslâm savaşarak değil onunla barışarak ortadan kalkabilirdi. Batı ve Siyonizim önce İslâm’a dokunmadan Müslümanları hedef aldı. Onların bedenlerini ortadan kaldırmak maliyetli ve zahmetli olduğu için zihinler hedef tahtasına oturtuldu. Sosyal hayat, kültür, yiyecek ve içecek, kılık, kıyafet, sanat ve bilim bir çekim merkezi hâline getirildi. İslâm’ı merkezinden uzaklaştıran Müslüman toplulukları akın akın bu merkezin çekimine kapıldı. Sonuç çok vahim oldu.

Dinini yaşayana bağnaz”, kültürünü yaşatmaya gericidendi. Bununla da yetinmedi iç ve dış tek tip insan liderleri. Şu anda en son darbeyi en güçlü ve aynı zamanda en hassas bölgeye yani kadınlara vurarak yapmaktadır. Irkçılık ve yükselen ulusçuluk virüsünden bahsetmeme gerek var mı bilemiyorum…

Bu sorunları her yerde hissedebilir veya hassas kalemlerden yazılan yazılarda okuyabilirisiniz. Peki, bu vahim tabloyu aydınlatacak olan o fırça darbesi nereye inmelidir?

Önce bu tabloyu daha basit hale getirmeliyiz.

Dünyevî sorunlar ve manevî sorunlar diyebiliriz buna. Müslümanlar bu sorunlar çarkında öğütülmektedirler. Bular nelerdir:

Dünyevî sorunlar: işsizlik, açlık, kuraklık, liyakatsiz yöneticiler, plansızlık, ihtiraslar, yolsuzluk...

Manevî sorunlar: aile sorunları, Kurandan uzaklaşmak, kültüre düşmanlık, önder şahsiyet eksikliği, hırsızlık, uyuşturucu vb

Literatürde ne kadar olumsuzluk varsa aslında yazılabilir. Peki, ne yapmak gerekiyor?

1. Kur’ana ve Sünnete Bağlılık

Kuran 23 yılda inmiş bir hayat rehberidir. Ve onu en iyi yaşayıp bizlere örnek olan Hz. Muhammed’dir. Müslümanlar düşünce yapılarını, davranışlarını, yaşama alışkanlıklarını Kuran ile yoğurmazlar ise tek tip insan zehrini bedenlerinden atamaz, kul olma şerefine ulaşamazlar. Kalbinde ve zihninde Kuran olmayan hiçbir Müslüman bu dünyada kalıcı zaferler elde edemeyeceklerdir. Atacağımız her adım, alacağımız her karar Kur’an süzgecinden geçerek hayat pınarımıza akmalıdır.

2. Dünyada Yaşıyoruz

Allah rahmandır. İnanıp inanmadığına bakmadan çalışana, çabalayana, gayret edene rızkını bol bol verir. Müslümanlar asla bunu unutmamaları gerekir. Tembellik Müslümanların üzerinde Allah’ın affetmeyeceği pis bir lekedir. Günümüzde Allah’ın dünyaya koyduğu kanunları en iyi keşfeden gayrimüslimlerdir. Onların bu dünyalık başarısının sırrı sadece budur. İnsan sadece keşfeden bir varlıktır. Keşif olanı ortaya çıkarmaktır. Olanı yoktan var edip dünyamızda gizleyen de sadece ve sadece Allah’tır. Bu bir sır olmamasına rağmen Müslümanlar hayretler içinde batıya bakan pencerelerinden gözleri yuvalarından çıkacak şekilde ufuklara dalmışlardır.

3. Adalet, Liyakat Başarının Sırrı

Eğer bir toplum adaletle yönetilirse o toplumda güven son noktaya ulaşır. Bunun sonucu cesaretli adımlara, üretkenliğe farklı düşünce ve söylemlerin gün yüzüne çıkmasını doğurur. Tabiî ki bu farklılık Kuranı benimsemiş beyinlerden çıkacağı için İslâma ters değildir. Bu güven ve bereketli ortamın yöneticileri liyakate sahip bireyler olduğunda başarı gelecektir. Adaletin olmadığı her toplum çürümeye başlamıştır. Her ne olursa olsun adaletten şaşamadan yönetmek ve yaşamak İslâm beldelerini hak ettiği konuma yükseltecektir.

4. İslâm Âlimlerinin Çokluğu ve Güvenilirliği

İslâm ülkelerinin en büyük sorunu İslâm âlimlerinin azlığı veya birbirlerini tekfir etme yarışı içinde olmalarıdır. Bu durum sadece ve sadece İslâm coğrafyalarındaki halkların gruplaşmasına ve batılın ekmeğine yağ sürmeye yaradığını görüyoruz. Bu durumun tek çözümü Ku’an’ın ve Peygamberin hakemliğidir. Tabii bunun pratikte karşılığı zor. Burada yapılası gereken önemli hususlardan biri de en azından bu cemaat ve grupları Kur’an, sünnet ve ahlâka yani ortak değerlere çekmektir. Farklı fikir ve bakış açıları olsa da düşmanın bir ümmetin tek ve yalnız olduğunu unutmamaktır.

5. Müslüman Olamayan Kurum, Kuruluş ve Devletlere Güven

Müslümanların, kesinlikle ama kesinlikle, İslâmî hassasiyeti bulunmayan kurum ve kuruluşlara, gayrimüslim devletlere asla güvenmemeleri gerekmektedir. Onlara güvenerek adım atmamaları ve varlıklarına güvenerek tembellik etmemeleri gerekmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki onlar yokmuş gibi davranmak da en büyük yanlıştır. Yaşadığımız tecrübeler gösteriyor ki güçlü olmadığımız zamanlarda onlar yokmuş gibi davranmak büyük yükleri de beraberinde getirmiştir. Müslüman devletlerin bir kanadı onlarla iletişim hâlinde ve evrensel hukuk kurallarına, sözleşmelerine ve anlaşmalarına uygun ancak İslâmî bir çizgide hareket etmeleri gerekmektedir. Çok zor olarak düşünmemek gerek. Reklamlar, Holywood gibi görmelerini istediklerini gösterir, sen bildiğini yap.

6. Devletin Önemi

Allah İslâm devleti kurmamızı mı ister, yoksa İslâmı rahatça yaşayabileceğimiz bir yere hicret etmemizi mi? Habeşistan gibi âdil bir hükümdarın olduğu bir devlette yaşamak mı yoksa Medine gibi İslâm toplumu oluşturmak mı? İslâmhangisini ister? Sorular daha kaliteli olabilirdi ancak ben meramımı anlattım diye umuyorum.  İslâm dünyasındaki iç savaşlar ve 21. yüzyıl bize gösteriyor ki güçlü bir İslâmdevleti veya içerisinde güçlü İslâm toplulukları olan devletler şart. İslâmî hareketler elzemdir.

7. Müslümanlar Bir Bedenin Organları Gibidir

Ne kadar devletlerin önemini vurgulasak da gönül coğrafyamızın asla bir sınırı olmadığını, siyasî nedenler dışında çizilen bütün sınırların suni olduğunu ve ezanın okunduğu her toprak parçasının bizim vatanımız olduğunu biliyoruz. Her Müslüman bizim öz kardeşimizdir.

Ancak kuru bir sevginin kimseye bir faydası yoktur.

Peki ne yapılması gerekmektedir?

Yapılması gereken uluslararası İslâm çalıştayları, projeleri yapılarak, hükümetlerin değil halkların birbirleri ile olan gönül bağları yeniden kuvvetlendirilmelidir. Birbirleri ile öğrenci programları, sosyal, ekonomik ve kültürel projeler yapılmalı. Hedef ve gayeler birbirine yakınlaştırılmalıdır. Sorunlara birlikte yönelmelidir. Bu başarılabilirse başa gelecek olan hükümetler bu oluşumlara kayıtsız kalamayacak ve adımlarını buna göre atacaklardır.

8. Gençler ve Kadınlar

Bugün en büyük oyun kadınlar ve çocuklar üzerinden yapılmaktadır. Hamle doğru yere yapılmakta. Hedef şimdi değil yarınlardır... Öncelikle İslâm’ın kadına ve çocuğa bakışı net bir şekilde ortaya konmalı ve söylemde birlik oluşturulmalıdır. Kur’ana ve Peygamberin sünnetine uygun olmayan görüşler ayrıştırılmalıdır. Yanlış anlatılan İslâmın kadına bakışı ortadan kaldırılınca İslâmı kötüleyen ve kadını ticaretin ucuz elaman ağına atma gayretinde bulunan para baronlarını susturmak önemli bir adımdır.

Annelik makamının hakettiği değere ulaşmasını sağlamak en büyük vazifemizdir. Çıplaklığı, fıtrata asi olmayı, anne ve babaya asiliği özgürlük olarak vurgulanmasını önüne geçilmelidir. Kadına en çok değer veren ve onu karşılıksız kıymetli kılan İslâmdır. Müslümanlar bunu uygularken hata yaparlarsa bu hata onu yapanın İslâm’ı anlamamasından kaynaklanır, hatalı olan asla İslâm değildir.

9. Teknoloji

21. yüzyılın hayata bakan yönü bize mavi ekranın ışığı olarak yansımaktadır. Teknoloji hayatımızın kılcal damarlarına kadar girmiştir. Biz Müslümanlar olarak öncelikle bu durumu kabullenip kendimizi çağın şartlarına göre geliştirmemiz gerekmektedir. Ticarette, kamuda, saniye ve askeriyede teknolojik atılımını yapan ve ilerleme kaydeden ülkeler gelişmekte ve meydan okuyabilecek konuma gelmektedirler. Müslüman coğrafyalar çağı yakalamalıdır. Bu öğrenci alışverişi ile çözülebilir. Bilgi ticareti, tecrübe paylaşımı yapılabilecek ağlar oluşturulmalıdır.

Artık büyük kitleler sosyal medyadan manipüle edilebilmektedir. Bu durumdan iki türlü kurtulabiliriz. Ya sosyal medyalarla aramızda büyük duvarlar öreceğiz. Ya da bu mecraları doğru kullanmayı öğreneceğiz. Hepimizin gönlünden direkt hayatımızdan çıkarmak geçse de zaman başına buyruk bir tay gibi dörtnala gitmektedir. Bunu önüne asla geçemeyiz. O zaman bu durumu faydalı hâle getirebiliriz.

a) Tüm sosyal medyalarda farklı ülkelerdeki Müslümanlarla etkileşimde bulunulabilir.
b) Yapılan İslâmi çalışmalar dünya gündeminde ortaya dökülebilir.
c) Müslümanlara karşı yapılan hukuksuzluk, zalimlik gündemde tutularak farkındalık sağlanabilir.
d) Etkili görsellerle, çekilen kısa filmlerle İslâmî farkındalık oluşturulabilir.
e) Dünyada Deaş, El-Kaide, Fetö terör örgütlerinin kirlettiği İslâm algısı yine sosyal medyalar sayesinde doğru bir noktaya çekilebilir.

Tabi öncelikle okul öncesi dönemlerindeki çocuklardan başlayarak teknolojinin kullanma adabını, teknolojide etik kuralları ve en önemlisi bir sosyal medya ilmihâli oluşturulması gerekmektedir.

10. İleriyi Görebilmek

Bütün İslâm ülkeleri kendi bünyesinde kısa vadede 5-10 uzun vadede 50-100 yıllık plan ve öngörülebilen unsurlarla ilgili çalışmalar yürütmelidirler. Her İslâm devletinde Kudüs ve Kâbe masaları olmalı, aktif çalışılmalıdır.

Fakir İslâm ülkelerine yapılan yardımlar üretime, ilerlemeye, gelişmeye yarayacak faaliyetler olmalıdır. Okullarda İslâmdevletlerini yakından anlatan tarih dersleri konulmalıdır. Özellikle yakın tarihi çocuklara anlatmak, Irak, Suriye, Doğu Türkistan, Filistin, Arap Baharı, Yemen çıkmazı gibi yakın dönemi çocuklar iyi bilmelidir. Çünkü bugün karşımıza çıkanlar geleceğin bir ön izlenimidir.

Sayfalara sığmayacak kadar çok işimiz var. Ancak unutmamamız gereken şeyler var. Bu dünyada yaşadığımızı asla unutmadan ve İslâm’ın tek kurtuluş olduğunu bilerek yaşayacağız. Ancak bu şekilde iki dünyamızda da huzura kavuşuruz.

Ancak şu bilinmelidir ki hiçbir zaman Hak ile batılın mücadelesi bitmeyecek. Ve hiçbiri de diğerine galip gelmeyecek. Ancak tembellik yaparsak zalimin zulmü artarak, şiddetlenerek devam edecek.

NURULLAH HATİPOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir