BENDİM O

 

Kalbin gözü yanmazsa, görünmez göze Allah. Karlı bir gece, bir sokak lambasının altında üşüyüp kalmıştı son nefesi. İçinde avazlara dönüşen o heybetli soluğu; yerini suslara, soğuklara bırakmıştı. Dudakları, güzel sözcüklerin yuvası, tarumar olmuştu. Dilinden
düşenler iz yapmıştı oracıkta. Bütün yaşamının hatırası oraya nakşedilmiş
gibiydi. Varlıkta ses olan, yoklukta şekle bürünmüştü. Bakışlarıyla göğü
selamlayıp çekip gitmişti aramızdan. Bir nefes daha eksilmişti hayattan,
fark edilmemişti.

Varlığımın mutlak deliliydi bildiklerim. Ben var oldum, varlığım dayanılmaz
hafiflik. Beyhudedir daha ne söylesek boşa/Geldik, dolaştık cihanı /Bazen,
ab-ı hayatı aradık/ Bazen gönle sultanı. Bulamadık hüzünden ey yâr/
Gülmedik yüzünden ey yâr/Yusuf olduk kuyuya atıldık/ Nesimî olduk tenden
ayrıldık/ Kays olduk yârdan ayrıldık/ Demedik gene bir öf. Yaşamımız çoğu
zaman kendinden daha fazlasıydı. Kimi zaman âyandı bir parçası, kimi zaman
pinhan. Gerçekliği kırıp dışındaki zamanı aradık. Paramparça oluşunu
izledik. Mümkün mutlulukları, feda ettik bu yolda.  Olması gerekenler
olurdu hayatta bilemedik. Lütfu da kahrı da bizden öncekiler gibi kabul
etmeliydik.

Yüreğimiz yandı, yolculuğa çıkardık gözlerimizi. Bir baştan bir başa
dolaşsın istedik cihanı. Kavmine bereketli toprakları yurt etmek isteyen
bir hükümran gibi aradık. Bir çift gözden daha fazlası değilmiş aradığımız.
Yalçın kayalıklarda kurulu kaleymiş sevgilinin gözleri. Sevgili; çok yaşa
karıştı, yandı gözlerimiz. Korundan kurudu, kurtuldu gözlerimiz. Gönle
görmek, göze sevmek düştü. Hissemize düşenden çoğu kaldı geriye. Sevgiyi
tutsak eden, gözü perdeleyen, gönlü yolundan eden ne varsa bıraktık
ardımızda. Dönen döndü, biz dönmedik yolumuzdan. Öyle ulvi bir yangın oldu
ki yürekteki, her fırsatta körükledik, büyüttük alevi. Yandığımız yerden sorun bizi. Sevmek telaşında olan gönlümüzün nasıl volkana dönüştüğünü sorun. Ufacık yüreğe nice ağırlıklar yüklenilir anlatsınlar. Zaman ve zevahirin prangasından çırpınıp çıkan gönülleri
anımsayın. Anımsayın çünkü İnsan hatıralar ve hatırladıkları kadardır.
Unuttuklarımız, unutmak istediklerimiz bize ait olmayan zamanın ve yaşamın izleridir. Yaşadıklarınızdan, hatırladıklarınızdan, unuttuklarınızdan öğrendiğiniz şeyler varsa sizden daha mesut kim var? Yokluk; varlığı, var eden. Her şey zıddıyla makbul değil miydi? Ben var
oldum… Adım en son meczup diye anıldı. Ceplerimden çıkanları okudunuz. Tüm
hatıralarım beni iyi anacak çocukların eline geçti. Ben iyi yaşamların
eşiğinden geçtim. Soğuk bir havada bedenimden ayrıldı ruhum. Yüreğin
yangını için iyi bir sondu. Küllerimiz kaldı geriye. Daha da merak edilirse
dostlara sorun bizi. Küllerimizden tanırlar… Anlatırlar…

KORHAN KARAKAYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir