BU BİZ DEĞİLİZ!

Günümüz insanının unuttuğu birçok değer vardır. İnsan diye tabir edilen yaratığın insanlığını unutması bunların başında gelir ve bu durumu anlatan en iyi ironi budur. Benliğini rezilleştirmemek namına unutmaması gereken ne kadar şey varsa hepsini unutan insanoğlu ile karşı karşıyayız. Edebiyattan, sanata; düşünceden vakıaya bütün âlemde bu unutkanlığını sürdürmüştür. Hatta bazen, kendi hâlini, hayvanların üzerinde şahıslaştırmış, âdeta kendini temize çıkarmaya uğraşmıştır.

İnsanın kendi özelliğini hayvana yüklediği bir hikâye. Karınca ile ağustos böceğinin hikâyesini hepimiz biliriz. Değerlerini unutan bir varlık olarak insan, bu hikâyeyi karınca lehine yorumlar. Ağustos böceği, tembeldir; dolayısıyla havalar soğuyunca yaz boyu çalışmış ve erzak depolamış olan karıncanın yardımına muhtaç kalmıştır. Ancak, karınca hepimize mantıklı gelecek bir şekilde bu isteğini reddeder. İnsan, bu hikâyede kendi özelliği olan bencillik, vurdumduymazlığı karıncaya aktarmış; daha doğrusu karıncayı insanlaştırmıştır.

Orhan Akay, Kâğıt Medeniyeti adlı eserinde bu hikâyeyi, her ne kadar ağustos böceği sorumsuz davranmışsa da, aç olan komşusuna yardım etmeyen kapitalist bir karınca şeklinde anladığını söyler. Hakikaten öyledir. Bu hikâyeyi kim uydurmuştur bilinmez. Ancak uyduranın vermek istediği mesaj, her koyunun kendi bacağından asılacağıdır. Oysaki bu anlayış, bizim medeniyetimize taban tabana zıttır. Bizde komşusu açken kendisi tok yatan kınanır, komşu komşunun külüne muhtaç olduğu daha küçük yaştan belletilir.

Orhan Akay, Bernard Show’un bu hikâyeyi farklı bir şekilde, belki de bir parodi olarak, şöyle bitirdiğini anlatır. Kış gelince, karıncanın yemeği vardır ama ruhu açtır. Show, aç ruhunu doyurmak isteyen karıncayı ağustos böceğinin ayağına götürür ve ona şunu söyletir: “Ağustos böceği! Biraz daha saz çalsana.”

MAHMUT SABUNCU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir