BU FIRSAT KAÇMAZ

Allah’a muhabbet duyan her Mümin’in içini sevinçle kaplayan, neşe ve heyecan veren o tılsımlı ay söz verdiği vakitte yine bizleri ziyarete geldi. Her sene kendisini otuz günlük bir misafirlikten sonra uğurlarken bir sonrakine kavuşup kavuşamayacağını içinde geçiren insan, bu hüzünlü ama görevini yerine getirmiş bir öğrenci edasıyla da Allah’a dua eder “Rabbim tekrar nasip et” diye.

Ne o göreneklerin etkisiyle başlayan “nerde o eski Ramazanlar” hayıflanmaları ne orucu bozan şeylerin neler olduğuna dair her sene ısıtılıp önümüze konulan sığ ilmihal bilgileri ne de sahurda ve iftarda nelerin yenmesi gerektiğine dair çıkan televizyon haberleri… Bunların hepsi artık duyulur duyulmaz kulaklara birer perde gibi inip herkese “baydınız artık“ dedirtse de hiçbirisi asıl maksadını tamamen ıskalamış, işin özünden tamamen bihaber ve ırak, varlıklı Müslümanlarıngösteriş ziyafetlerine dönüşmüş kallavi iftar sofraları kadar incitmiyor insanın kalbini. Hele bir de bütün gün geçirilen aç ve susuz saatlerin rövanşını alırcasına başlanan bir iftar yemeğinin ardından keyif çaylarını içerken içlerinden birinin mikrofonu alıp yardımlaşmaktan bahsederek muhtaçları anmaya çalışmasını görmek insanı gerçekten tarifsiz bir duygu ve düşünce girdabına itiyor.

Çocukluktan itibaren tekke oruçlarıyla alıştırmaları yapılan bu açlık saatleri (!)” sıradan bir perhiz tarifinden farklı bir anlam içeriyor elbet. Tabi çocukken yapılanlar aslında aç kalabilmeye alışma şeklinde gerçekleşen bir dayanıklılık çalışmasına benziyor. Ancak insan büyüdükçe eğer bu dayanıklılığın içsel bir yönü olduğunu ve davranışsal bir disiplin amaçladığını idrak edemiyorsa işte o zaman ritüellerin ve şekillerin dünyasındaki bir aktiviteden öteye gidemiyor demektir maalesef. Halbuki kendinden önceki tüm insanlara sakınmaları (takvaya ermeleri) için emreden(Bakara 183) ve de insandan belirli bir sayıyı tamamlamasını isteyen Allah (Bakara 185), onu belirli bir kavrayışa ve anlayışa hazırlamak için ruhsal dünyasında bir restorasyon yapmasını istemektedir. Maddi hazların ve alışkanlıkların önüne geçici bir süre de olsa ket vurabilen insan kendi iç dünyasını da imar etmeye hazırlanan insandır esasen. Günün belirli bir vaktinde bile arzularına söz geçiremeyen hiç kimse iç dünyasını olgunlaştırma yolunda ilerleyemeyecektir. İşte bu hakikattendir ki Allah her ümmete bu davranış disiplini ve ruhsal arınma çabasını farz kılmıştır.

Allah orucu tüm ümmetlerin önüne yapılması gereken bir ödev olarak koyarken sebebini de bizzat kendisi açıklıyor: “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. (Bakara 183)

Hemen iki ayet sonra ise Allah oruç tutulan ayda vahyinin indirilmeye başlandığını belirtmektedir. Yani hakikate ulaştıracak yol rehberi olarak takdim edilen Kuran ile oruç Ramazan üzerinden bağdaştırılmaktadır.

(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir. (Bakara Sûresi 185)

Baktığımızda semavi dinler sınıfında yer almayan Hint – Çin inanışlarında bile oruç ile örtüşen ibadetler dikkat çekmektedir. Hatta bir insan için ulaşılabilecek en üst makam olarak sundukları Nirvana’ya giden yollar maddeyi manada yok etme uğruna hazları terk etme ile kurgulanmıştır. Doğu dinleri ne amaçla yaparsa yapsın ama İslam onların aksine hazları öldürmeyi değil terbiye ederek birlikte yaşamayı teklif etmektedir. Çünkü insan fıtratına daha yaratılış tasarımında yerleştirilen hazlar ancak can bedenden ayrıldığında son bulacaktır. O yüzdendir ki İslam’ın müntesiplerinden birlikte ama hakim konumda olarak hayat yolculuğunu sürdürmesi istenmektedir.

Allah oruç tutup kendisini / arzularını kontrol altına alabilen kimseler ile muhatap olmak istemektedir. Çünkü Yaradan tarafından gelen mana yüklü mesajları ancak o yükü kaldırabilecek ruhlar hakkıyla dinleyip anlayabilecektir. İlahi mesajlar ancak bu filtreden geçen ruhlara doru bir şekilde iletilebilecektir. “Kur’an bu ayda indirildi öyleyse oruç tutun!” talimatı vahiy ile arınmış bedenin buluşma noktasını ve zamanını göstermektedir aslında. Ramazan ayı oruç ayıdır diye zihinlere nakşedilen klişelerin bu minvalde okunması Ramazan’ın manasının kaçırılmaması için daha uygun olacaktır.

“Kur’an’ı tekrar gözden geçirme” diye özetlenebilecek mukabeleler; nefse ağır gelen uzun süreli ama çokça “Kur’an” okumalı teravih namazları; son on günde artık her şeyden bir nebze olsun uzaklaşıp Rabbin mesajıyla ve iç dünyanla başbaşa kaldığın itikaf ibadeti hep bu aya özel uygulamalardır. Örneklerini bizzat Allah Rasulü’nün kendi hayatında gördüğümüz bu özel anlar kulluk şuurunu bütün yıl ıskalayanlar ve Yaradan’ından uzak düşenler için yıllık buluşma ve “manevi kalibrasyon” vakitleridir. Geçirdiğin her dakika Kur’an ile tekrar buluşma fırsatındır. Oku! diye başlayan yolculuğu hatırlama seanslarıdır.

Bütün bir sene boyunca kendi özel dünyevi boğuşmaların ve günlük dertlerinle Rabbinden uzaklaşan ey zavallı insan! Sen O’nu bütün bir yıl unutmuş olsan da O seni unutmadı ve hâlâ sana bir imkân sunuyor gelip özüne dönesin diye. Ama sakın sana sunulan bu krediyi sınırsız ve sonsuz zannetme! Başının iki elinin arasına alıp düşüneceğin o sıkıntılı vakitler gelmeden önce Ramazan’ın kıymetini bil ve oruç ile arınacağın şu günleri vahyin nuruyla aydınlat. Bil ki ruhunun bir yıldır dinmeyen ağrısı için sana sunulan bir ikram ve imkândır şu vakitler. Bedenin oruç tutarken ruhun sıhhat bulsun, aklın nurlansın Vahiy ile.. Bu fırsatı sakın kaçırma…

ŞAHABEDDİN KUTLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir