DERDE DERT EKLEME! BİR TESELLİ VER

“Olumsuz güdüleri destekleyip beslemediğimizde olumlu güçler gelişip filizlenir.” der Fromm. Yakınlarımız hep bize pozitif enerji veren insanlar olsun isteriz. Peki, bu kadarolumluyu isterken biz ne kadar bunu yansıtıyoruz? Vücudumuzdaki ayna sinir hücreleri karşımızdakinin mimik ve hareketlerine göre şekil alır. Yani siz gülümsediğinizde karşı taraf da otomatik olarak size gülümser. Hatta bir araştırmaya göre birinin sizi izleyip izlemediğini merak ediyorsanız esnemeniz yeterli. Ayna sinir hücreleri sayesinde o da sizinle aynı anda esneme eğilimi gösterecektir.

Sevgiyi isteyen, adaleti isteyen, anlaşılmayı isteyen hep biziz. Peki, karşı tarafın da anlaşılmak sevilmek istediğinin farkında mıyız? Modern dünya bize şu algıyı istesek de istemesek de işliyor. “Sevilmeliyim. Değer görmeliyim. Beğenilmeliyim.” Bunlar yoksa ayrılmak çok kolay. Hele de bir nesil kız çocukları “Çalış kocanın eline bakma! Ola ki boşanırsın!Dünyanın bin bir türlü hâli var.” vaazlarıyla yetişmişse hep isteyen ama vermeyi bilmeyen ziyanda bir nesil olduk gitti. Bu iş hep böyle mi gitmeli? Bir kadın olur ya bir gün boşanırım diye mi çalışmalı? Hayatına devletine katkısı olsun diye çalışan kaç kişiyiz? İşte bunlar hep Amerika’nın oyunları. Şaka şaka bu suçu da başkasına atmayacağım.  Bizzat kendi suçumuz çünkü.

İyi çevremiz olsun istiyorsak iyi olmak için en önce çabalayan kendimiz olmalıyız. Olumlu düşünen insanlar çevremizi sarsın istiyorsak önce biz başkalarına olumlu bakış açıları sunmalıyız. Derdi olanın derdine dert eklemek bizim kültürümüzün en sevdiği davranış. “Hastalık oraya da mı sıçramış vah vah.” “Hemen ikinci çocuğun mu oldu? Birincisiyle nasıl ilgileneceksin şimdi?” gibi sayamayacağım bir yığın örnek var zihnimde.  Herkes bu kafa yapısındayken olumlu düşünmek için kurslara giden bir grup var. Bu sefer de manasızca Pollyannacı bir grup yetişiyor. “Ev mi yanmış? Amannn üç günlük dünya.Tabi bu kadar da olumlu düşüneni var mı bilmiyorum ama misallerin içini siz doldurun.

Ortasını tutturamadığımız bir yol ki sormayın. Her yolun uygun bir çıkışı vardır. Kimi kaybolup yolu uzatır. Kimi kestirmeden gider. Öyle ya da böyle çıkışı bulur. Önemli olan şu kısacık vakti en verimli şekilde değerlendirmektir. Sürekli sahip olmak adına yaşayan insanlar mutsuzluğa ve yalnızlığa mahkûmdur. Üstelik çıkış yolunu da gereksiz şekilde uzatırlar.  Sahip olma algısı aynı zamanda olumsuz düşünmeyi, kıyaslamayı, kıskançlığı beraberinde getirir. Olma ruhuylayaşayan insan ise yoluna yollar açan kişidir.

Kendiyle barışı seçen kişi, başka fikirleri eleştirmek için değil anlamak için dinler. İnsan insanı anlamak için var olmalı. Eleştirmek, kınamak dibe çeken olumsuza meylettiren davranışlardır. Allah’tan kınayan da kınadığını yaşamadan ölmüyor. Yoksa ne olurdu hâlimiz? Herkesin her konuda fikir sahibi olduğu bir dünyada neden daha fazla fikir vermeye çalışıyoruz bilmiyorum. Sanırım faydalı bireyler olmak istiyoruz. O zaman en büyük fayda kendimizi güzel fikir ve niyetlerle doldurmakla başlar. Bir taş suyu dalgalandırmaya yetiyor. Bir güzel düşünce bütün günümüzü olumlu kılmaya hatta anlamlandırmaya yetiyor. O zaman ya Allah! Ben güzel niyetimi attım ruhunuza…

Bereketlensin içimiz.

HATİCE KÜBRANUR HATİPOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir