DÜNYA’YI KURTARACAK UTANÇ

Geçenlerde bir tasavvuf âlimi anlatıyordu:Eskiden insanlar kayıklara biner gece mehtabı, yakamozu seyretmeye giderdi.Şimdi hiçbir şeye vaktimiz yok. En çok da ruhumuzu inceltmeye zaman yok. Bedenin hızına ruh yetişemeyince insan katılaşır.” diyordu.

Bunu dinleyince aklıma şu meşhur Kızılderili hikâyesi geldi:Kızılderililer beyazlarla birlikte ata binmiş. Hızla giderlerken birden durmuşlar. Onlara neden durduklarını soran beyazlara,“Biz çok hızlıydık, ruhlarımız geride kaldı.” demişler.

Her zaman düşündüğüm bir konudur: Allah bir şeyi “kün(ol) diye anında yaratabiliyorken neden Dünyayı 6 günde yaratmış? Neden insan 9 ay bekliyor anne karnında? Neden mevsimleri bekliyor çiçekler açmak için? Belli ki bir dinlenmeve demlenme süresi var hep varoluşta. Dünyanın da evrenin de insanın da mayasında hep bu var. Ve bunu idrak edince huzurlu oluyoruz. Dahası yaşayıp giden değil duyan, gören, öğrenen, hisseden oluyoruz. Giderek insan olmaya yaklaşıyoruz bu yolla. Öbür türlü insanın insana,  kendine ve dünyaya yaptıkları malum... Gözümüzde büyütüp edindiğimiz ruh yükleri; dilde söz, eşyada göz, ateşte köz olup yakıyor. Oysa hani ruh sonsuzluktan gelmişti, ete kemiğe bürünmüştü de beden geçiciydi. Ne dert, ne sevinç bakiydi şu cihanda.

Yıllarca zulüm gören, hakir görülen ulu kavim Aborjinler bir eşrefi mahlûkun Ariflik serüveni sonunda edebileceği şu kelâmı ediyor:Hepimiz bu mekânda ziyaretçiyiz. Yalnızca geçip gitmekteyiz daha sonra yuvaya döneceğiz.”

Yaşam serüvenini hamdım, piştim, yandım olarak özetleyen Mevlânâ da bu dünyanın bir misafirhane olduğunu söylemiştir. Yine “Bu dünya bir misafirhanedir, insan onda az duracaktır.” diyen Said Nursî ve dünyayı bir köprü olarak gören İbn Arabî ve nicelerinin üstüne Peygamber Efendimizin şu sözü beliriyor hatırımda:Çünkü burası senin yuvan değil.Şu bitişteki yuva kelâmı içimi hem serinletiyor hem de sıcacık kıpır kıpır ediyor. Dünyaya dair ne kadar acım varsa diniyor, ne kadar bel bağladığım şey varsa boşa çıkıyor,elimde kala kalıyor, fersah fersah genişliyor gönlüm. Lakin başka bir şey daha oluyor.  Bugüne kadar olan hırslarımdan çabalarımdan boşuna uğraştığım ne varsa pişman oluyorum utanç duyuyorum. Yaradana utanç duyuyorum beni aklayacak insan yapabilecek tek kelime bu utanç sanki.

Cezadan, günahtan, sevaptan, Cehennemde yanmaktan, kabir azabından, Cennet mükâfatından, Kevser’den hariç bir şey bu

Dünyayı kurtaracak şey belki de bu utanç bunu seziyorum ama esasında insanı bu utanç kurtaracak. Utancın bir hâli daha var: edep. Eşsiz, huzurlu, söylerken bile ayıp örten, deva olan, kula haddini bildiren o elzem duygu, edep… İhlas makamı, bir nevi derin uykulardan uyanma hâli… Allah’ın her şeyi en güzel yarattığını kabul etme hâli…

İnsanın gönlü edep örtüsüyle örtününce buranın geçici olduğunu anlıyor. Ona göre bakıyor çiçeğe ağaca kuşa evlada,biliyor ki Cennete onlarla gidecek. Korkmuyor yıkılmaktan,yıkmaktan korktuğu kadar. Çünkü burası onun evi değil ve herşey olması gerektiği gibi seyrediyor cihanda… Ve bir gün hepimiz yuvaya uçacağız…

HATİCE OCAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir