FISILTI

Fısıltılar kaplamış her yanımızı… Her şey, her varlık, her an, sürekli bir şeyler fısıldıyor bize. Beş duyu organımız kâinattan her an biz farkında olmadan fısıltılar alırken zihnimize; her fısıltı önce bir kıvılcım oluyor ama sadece bazısı yangınlar çıkarıyor içimizde. Zihnimize düşen her bir fısıltıda bir yansıma olurken sadece bazısı kalbimizde yankılara dönüşüyor. Yankılarsa melodilere… Melodiler zihnimizde yer ettikçe kendi dünyamız da şekilleniyor içten içe.

Gandhi diyor ki: “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür… Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür… Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür… Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.”

Evet, söylediklerine dikkat etmek… Ağızdan çıkana kadar esir olan ancak çıktıktan sonra insanı esir eden (Hz. Ali) ve de zamanla onda bir karaktere dönüşen kişinin kendi sözleri ise her an ona manyetik bir sinyal gibi gönderilen kâinatın sözleri bu fısıltılar bizde ne etkiler bırakıyor acaba?

Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes Allah’ı tesbih ederken; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yokken ancak yine de onların tesbihini kavrayamazken (İsra, 44) insan, kâinatın bu tesbih fısıltılarına çevirirse alıcılarını duyacaktır en azından birkaç melodi.

Her hareket Allah için yapılan bir tesbihtir! Elektronlar durmaksızın hareket ederken atomun etrafında, bir kuşun kanat çırpışında gizlidir bu melodiler. Yeni doğan bir bebeğin ağlamasından gökyüzüne yayılırken bu fısıltı melodileri, bir rüzgârın uğultusuyla anlamını bulur yağmur yüklü bulutlar (Hicr, 22). Sonbaharda yapraklar dökülürken yere, ölüm sessizliğinin fısıltısı duyulur en derinlerde. İlkbaharda açarken bir çiçek, bir arının vızıltısı fısıltıya dönüşür kulaklarda. Güneş ısıtırken öğlen vaktinde, dolunay parıldar gece sessizliğinde. Ve daha niceleri…

Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı anarken (Haşr, 1) kulak kesilen kim varsa işitir onların fısıltılarını. Kuşları ve tesbih eden dağları Hz. Dâvud’a boyun eğdiren Allah (Enbiyâ, 79) işittirir o fısıltıları dileyenlere.

Peki, bazen kafa karıştırıcı ve tumturaklı, bazen çelişkili, bazen rahatsız edici, bazen de mide bulandırıcı bir şekilde fısıldayanlar da yok mu kâinat orkestrasında? Olmaz mı… Ama onların fısıltısı artık bir vesveseden ibaret. Kimi yerde bozuk bir fikir, kimi yerde kirli bir ideoloji, kimi yerde art niyetli bir cin ya da insan (Nas, 6), kimi yerde ise Allah’ı anmaktan uzak düşüp kirli gönüllerinde yer açanlara musallat olmuş bir şeytan (Zuhruf, 36) sinsice kötülükler fısıldarken gönlüne (Nas, 5) insan nasıl duyar fısıltıları?

Tabii ki bu orkestrayı kuran, o fısıltıları ve melodileri insanlar duysun diye Gönderten sayesinde (Nas, 1-3)… Kulağı kâinatın melodisinde gözleri ve aklı ise onun yazılı kitabında olanlar yeter ki sığınsınlar o Gönderen’e (Nahl, 98)… O zaman bu evrensel koroda fısıltılar heyecan verici bir melodiye hatta bir şarkıya döner.

Dinleyelim hep beraber…

ŞAHABEDDİN KUTLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir