GÜL OLALIM-HAKİKİ KUL OLALIM

Bu devirde kul olmak ne kadar kolay değil mi kardeşim?

Zina diyorsun; artık nerdeyse gençlerin hepsi yapıyor. Sadece gençler de değil üstelik.. Yalan diyorsun; anne babalar dahi yalan söylüyor. Faizin adı mecburiyet olmuş, kibrin ve gösterişin adı ihtiyaç olmuş. Gıybet o kadar yaygın ki hiç bahsetmiyorum bile. Ya da neyse bahsedeyim; Evine misafir çağırırsın, evet çok güzel bir şey. Misafir nimettir, rahmettir. On nasiple gelir, birini yer dokuzunu ev sahibine bırakıp gider dersin. Ama oturup saatlerce gıybet eder, kul hakkına girmedik insan bırakmazsın. Dünyalıktan konuşur, Allah ve Rasûlünün adını bile anmazsın. Hani böyle yapacaksan, keşke misafir çağırmasaydın…!

Komşuda, iş ortamında, arkadaş ortamında hep gıybet. Vicdanlarımızdaki o ses öleli kaç yıl oldu? Bilmiyoruz değil mi? Çünkü daha öldüğünün bile farkında değiliz..

Tesettürün, ibadetlerin içi boşaltılmış. Eskiden böyle mi namaz kılardı sahabe. Gözü secdede aklı başka yerde? Hoş bu devirde namazı kılan da nerde..

İslam, tesettür için gizlenmektir der, her değerli varlık gizli yerlerde saklanır der. Biz de diyoruz k; tamam başımız kapalı ama o zaman yüzümüzü boyarız, rengarenk başörtüler takarız, daracık pantolon giyer, feraceyi de atarız. Aman canım Kuran’da bu kadar ayrıntı yazmıyor zaten diyoruz. Tesettürsüz kesimi konuşmaya gerek yok. Her şey ortada zaten. Allah hepimize hidayet versin.

Yani demem o ki; bu devirde müslümanlık ne kadar kolay. Azıcık aynada kendine bakıp, ”Yahu ben Allah’ın gözünde neyim acaba?” diyecek olsan, şeytan hemen gelip amaaan senden de kötüleri var, sen meleksin melek diye kandırıveriyor.

Evet bizden kötüleri var. Ama bizden iyileri de çok var. Dünya üzerinde halen adlarını duymadığımız ya da duyup ta gönül gözümüzün körlüğü hasebiyle idrakine varamadığımız o kadar çok alim, tasavvuf eri, derviş yaşıyor ki. Neden onlardan biri olmaya çalışmak yerine, kötünün iyisi olmayı tercih ediyoruz? Yoksa tercihlerimizi bizim yerimize nefsimiz mi yapıyor? Yoksa nefsin esareti altında yaşayan hatta bunun farkında bile olmayan zavallı bir köle miyiz? Ama doğru.. Hayat bizi o kadar kuşatmış ki; düşünüp farkına varmaya vaktimiz yok. Tamam işte. Artık corona var. Evde bol bol düşünürüz. Tabii asıl illet olan, maneviyatımızı mahfeden televizyon, müstehcen diziler, filmler ve genellikle kötüye kullanılan sosyal medyadan vakit bulabilirsek…

Allah-ü Teala’yı üzüyoruz, kızdırıyoruz. Tüm dünyayı kuşatan küçücük bir virüs karşısında aciz ve çaresiz kalıyoruz. Depremler oluyor, çekirgeler istila ediyor hasatları, göktaşı çarpıp dünyanın yok olacağı konuşuluyor. Peygamberi unutalı nasıl da çorak oldu gönüller. Nasıl da değişti konular. Herkesin bir vuslatı vardı bu dünyada. Kimi ev alma hayalinde kimi araba, kimi çocuklarını evlendirmenin tasasında. Vuslat değişince planlar da değişti. Asıl vuslat, özlem Allah’a kavuşmak olmalıydı. Biz vuslatımızı değiştirdik ama Rabbimizin de bir planı vardı, göremedik…

Velhasıl artık bataklıkta yetişen güller olalım. Sonra güller yetiştirelim. Bataklığımız çimen olsun, yayla olsun. Mutlu, huzurlu, umutla gülen çocuklar oynasın renk renk çiçeklerin olduğu yeşilliğimizde.

Bugün Beraat gecesi. Yeniden açılıyor bir yıllık defter. Yeniden yazılacak günah ve sevaplar. Beraat ettik mi ya Rab günahlarımızdan..

Önümüz Ramazan. İhtimal ki Ramazan’ın hepsi evde geçecek. Boş kalacak camiler, mescitler. Boş kalacak Kabe’m, Ravza-i Mutahhara’m…

Haydi artık n’olur toplanalım yiğitler, babalar, anneler, gençler.. Sahabenin Uhud’dan döndüğü gibi dönelim İslam’a. Ölenlerimiz şehit olsun, kalanlarımız sarılalım imana.. Artık yılmadan yıkılmadan, yıkmadan çıkalım yola. Haramları öldürelim, sarılalım sımsıkı Rahman olan Allah’a…

MELEK ALİBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir