GÜNAHIN VE GİTMENİN OLASILIĞI

Harabe olan bir yerin saraya dönebileceği gibi saray olan bir yerin de viraneye dönmesi ihtimal dâhilindedir. İhtimallerden biri de her baharın bir kışı döngüselliği. Bu ihtimaller olasıdır, uzar gider. “İhtimallergil”den olmayan bir şey ise dertsiz tasasız bir yaşamın ne istediğine ne yaptığına ve kime ne anlattığına dikkat etmeden ters düz olma gerçeğidir. Kimi buna nazar der kimisi dertsiz bir hayatın ödülü der. (Sinimmarın ödülü). Görecelik kuramına göre hepsinde doğruluk payı vardır. Doğruluk payının büyük dilimini ise bizim ortaya koyduğumuz tavır oluşturur. Bu tavır nefs terbiyesi, karakter oluşumu ve adam olma tavrıdır.

Âdem’den başlayan “yasak elma” meselesine ne şekilde karşı konulacağı da doğruluk payının geri kalan kısmını oluşturur. Bu noktada anlayamadığımız ve anlaşılmasını da büyük ihtimalle kendisinin de istemediği, İsmet Özel abimizin Münacaat şiirinde geçen  “Ölmedim bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın onu beklemeliydi. Genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için. Hâlbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti. Demedim dilimin ucuna gelen her ne ise. Hata yapmak fırsatını Âdem’e veren sendin. Bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana. Gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda…” dizeleri de böylelikle anlaşılır kılınmış olur ve bizatihi tatbik edilegelir. Dolayısıyla hata yapmak bir detay veya teferruattır ki teferruat yakındır ve bizimdir. O hâlde to be or not to be meselesini de tam olarak buradan başlatmak gerekir.
Şayet bir iddiamız veya içine girmeye çalıştığımız bir form varsa bunlara itina ile değil imtina ile; dikkat ile değil rikkat ile yaklaşmalıyız. Neyin hediye neyin emanet olacağını bilmediğimiz için Allah’ın bize bahşettiği her güzeli emanet bilmek bizleri Âdem’in hatasından arındıracaktır.

Şimdi bizlere gönderilen emanete hıyanet etme derdini, hediyenin yokluğunu ve acısını yaşamak düşer. İmtihanı geçemediğimiz için artık acıyı kendimize payanda kılmak düşer. Ve fakat bahane arayacaksak ve “her nesnenin bir bitimi var” diyeceksek bunu hatalarımız üzerinden ve kendimizin de istediği bir vakadan aramanın anlamsızlığı da bir gerçektir. İthamın konusu kendi isteklerimiz olduğunda bahanenin de anlamsızlığı ortaya çıkar. Bunlar canlı birer hezeyandır. Bize düşen; başkasının ipi ile kuyuya inmek yerine “hangi suyun sakası” olacağımızı bilmek için başımızı alıp gitmektir.

AHMET ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir