İÇİMİZDEKİ ÇİNLİ PRENSESLER

İnsan denen mahlûkun içinde merhamet duygusu vardır. Bu duygu eğer köreltilmemişse çok güçlü bir unsur olarak insana yön verir. Ancak şu zamana kadar bütün insanlığın bu duygusunun köreldiğini hiç fark edemedik galiba. Eskiden insanımız gönlünün, aklının ve inancının süzgecinden geçirerek olaylara tepki gösterirdi. İnsan olduğunu ve bir kalp taşıdığını her zaman vurgulardı. Ancak çevremize bakıyoruz ki hepimiz siyasetçi olmuşuz. Olaylara siyasi ve ekonomik dengeleri gözeterek bakıyoruz. Rahatlığın ve konforun bozulmaması için sessizliği koruyoruz. “Evet, haklısın ama…” diye başlayan, dünya güç dengelerini, yapılan anlaşmaları, ithalat ve ihracat rakamlarını göz önünde tutarak dünya siyasetinin göstereceği refleksi de önemseyerek bir konudaki görüşünü söyleyen öğretmen, imam, doktor, esnaf, öğrenci ve daha nice insanımız var. Bu kadar tantanaya ne gerek var? Gönlünden ne geçiyorsa onu söyle kardeşim.

“Eğitim Merkezi” ve “Yeniden Eğitim” dedikleri 21. yüzyıl açık hava hapishanesi hâline getirdikleri Doğu Türkistan yalnızlığa itilmiş durumda. Bireysel birkaç yazı  ve eylem dışında gündemde var mı?

Eğitim veriyoruz bahanesiyle üç milyon Müslüman’ı kamplarda zorla tutuyorlar; kardeşlerimizden, dinlerinden, değerlerinden ve aile mahremiyetlerinden vazgeçmelerini istiyorlar. Bir milyon kamu görevlisi, bir milyon Müslüman evine devlet zoruyla girerek onlarla yaşamaya başlıyorlar. Amaç onlarla ilişkileri geliştirmek, onlarla kültürel yakınlık kurmak falan filan. Hepsi uydurma ve yalan. Amaç Müslüman toplumların girilmesi en zor olan aile kalesine girip içeriden tahrip etmek. Çinliler derslerine iyi çalışmış. Şimdi de İslâm’ın Çinlileşmesi üzerine çalışmalara başlamış durumdalar. Daha ne yaparlarsa gündemimize alacağız bu durumları? Aydın dediğimiz kitle neden sessiz?

Atalarımız siyaseten Çinli prenseslerle evlenirmiş. Kurduğumuz devletlerin yıkılmasında o prenseslerin de parmağı varmış. Diyorum ki acaba gönlümüzün merhamet koltuğuna Çinli prensesler oturdu da mı, mazluma yüz çeviriyoruz. Öyleyse durum vahim,  gönül âlemimizin yıkılmasına az kaldı.

Popüler zulüm gündemi hâline gelmiş halkımın zihin dünyası. Zulmün modası olur mu? Oluyormuş demek ki. Haber kanalları hangi mazlumdan bahsederse alıyoruz gündemimize.

Sonra mı?

Sonrası malum diziler üç hafta ara vermiş, poşet 25 kuruş olmuş, belediye başkan adayları açıklanmış. Aslında hep aynı şeylerden bahsediyoruz. İyi bir üniversite, evlilik, çocuk, ev ve araba çizgisinde bir hayat herkesin hayalidir ancak bencilliğin tatlı bir busesidir bu insan ruhuna. Mazlumun yanında olmak dünya sınavının en çok puanı olan sorusu değil midir?

Zalim görevini çok iyi bir şekilde yapıyor. Zalimlik onun işi ve bunda çok iyi. Peki ya biz?

Biz üzerimize düşenin ne kadarını yapıyoruz?

NURULLAH HATİPOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir