İKİ HATIRA BİR DERS

Eşimle vaktiyle yöresel yemekler yapan bir arkadaşımızın restoranına gitmiştik. Uygun bir yerde masaya oturduk. Masanın üzerinde yer alan yemek çeşitleri ve ücret tarifesini inceledikten sonra siparişi verdik. Yemeklerimizi yerken, işyeri sahibi arkadaş da yanımıza geldi bir süre sohbet ettik. Yemekten sonra hesabı istedim. Ancak gelen hesabın biraz fazla geldiğini hissettiğimden masadaki ücret tarifesiyle yediklerimizi karşılaştırdım. Bir hata vardı. Bir daha hesapladım evet bir hata vardı. İşyeri sahibi olan arkadaşı çağırdım. Masaya geldi. Yediklerimizi söyledim ve hesabı tutturamadığımı uygun bir lisan ile kendisine söyledim. Kendisi gayet normal bir vaziyette “Efendim listedeki fiyat buğulama Palamut balığının fiyatıdır. Tavada olunca fiyat değişiyor. Maalesef daha ücret tarifesinde gerekli değişikliği yapamadık. Fark bundan oluşuyor.” dedi. Bu cevap hoşuma gitmese de arkadaş hatrına tatsızlık olmasın diye “peki” diyerek dükkândan çıktık. Oysa tarifede Palamut balığında buğulama veya tava diye ayrı ayrı bir tarife yoktu. Madem bir fark var bu muhakkak belirtilmeliydi.

Maalesef bu tatsız durum birçok işletmede yaşanıyor. Müşteriler tarifeye bakarak karar veriyorlar. Yemek yeniyor sonra da tarifeden fazla hesap çıkartılıyor. Sorma az ve kontrol etmezsen haberin bile olmuyor. Şayet denildiği gibi farklı bir durum varsa bile en azından sipariş verilirken söylenmesi gerekmez mi?  Helâl veya haramlığı bir tarafa dürüstlük bunu gerektirmez mi?

Bu ve bunun benzeri olaylar ne zaman başıma gelse aklıma birkaç sene önce gittiğimiz Bosna Hersek-Saraybosna’da Müslüman bir esnaftan alışverişte yaşadığım bir sahne gözümün önüne gelir.

Bir grup dostumuzla tur ile beraber gittiğimiz ata yadigârımız Bosna’da sahip çıkamadığımız değerlerimizi hüzünle ziyaret etmiştik. Bilindiği üzere Bosna kahvesi kendisine özgü bir farklılık arz ettiğinden tur arkadaşlarımızla birlikte hediye olarak kahve almak üzere Saraybosna Başçarşı‘da Müslüman bir kahveci dükkânına girdik.  Osmanlı hatırası Bosna’dan 200 gramlık kahve almak istedik. Kalabalık olduğumuzdan sıraya girmiştik. Dükkân sahibi üzerinde kendi markası ve 200 gram yazılı kâğıt kâselere kahve doldurup vermeye başladı. Müslüman Bosnalı esnaf ile hem sohbet ediyor hem de alışverişimizi yapıyorduk. Bu arada esnafın elinde üzerinde 200 gram olduğu yazılı paketler bitti ve kendisi bize 200 gramlık paket kalmadığından bundan sonra 200 gram kahve veremeyeceğini söyledi. Ancak istenirse elinde üzeri 250 gram yazılı paketten olduğundan 250 gram kahve verebileceğini söyledi. Önümdeki arkadaşımız “Olsun kardeşim sen üzeri 250 gram yazılı pakete 200 gram kahve koy, 200 gramlık bedelini de ödeyelim.” dedi.  Esnaf asla böyle bir şey yapamayacağını bunun bir aldatma olduğunu söyledi. Bizim arkadaş “Kardeşim biz bunu zaten hediyelik alıyoruz, satmayacağız ki.” dedi. “Netice de senden 200 gram alıyoruz. 250 gr yazan pakete koyup versen ne olur ki? deyince, Bosnalı kardeşimiz atalarına yakışır ve hepimize ders olacak şekilde çok güzel bir cevap verdi:

Hayır vermem! Sen bunu hediye edeceksin. Pakette 250 gram kahve yazıyor ama içinde 200 gram kahve var. Hediye ettiğin kişi de sana 250 gram kahvelik dua edecek. Hayır! Bunu yapmam! Biz başkasını aldatamayız. Mümkün değil, bu bize yakışmaz!” dedi. Neticede dükkândan 250 gramlık paketlerde 250 gramlık kahveleri alarak çıktık. Çıktık ama aslında ata yadigarımız Bosna’dan ibretlik bir ders alarak döndük ülkemize.

İşte iki ticari ahlâk! Hangisi Kur’an’a uygun? Hangisi Müslümanca? Allah Resulü “Bizi aldatan bizden değildir!” diyor. İşte benim Bosnalı Müslüman kardeşim! Biz size de değerlerimize de sahip çıkamadık ama sizler bu zulüm coğrafyasında her şeye rağmen bizi biz yapan değerlere sahip çıkıyorsunuz.

Bedrettin KUTLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir