İKİSİ…

İkisi de Mekke’de…

Birbirine ömürleri boyunca sırtını yaslayan iki dost, bu sefer de yoldaş olmuştu. Yıllar süren eziyetlerden sonra artık ikisi de heyecanlı, ikisi de mutlu, ikisi de umutlu…

Haftalar süren hazırlıklardan sonra ikisi de iyice yalnızdı şehirde. İkisi de gemiyi son terk eden kaptan gibiydi. İkisi de bir gece vakti bir küçük Ali’yi “düşman bile olsa emanetleri sahiplerine verme uğruna” Allah’a emanet edip yola koyulmuştu. İkisinin de kalbinde dua, dilinde Allah…

İkisi de yolda…

Bir bedevi müşrik rehbere itimat ederken ikisi, canlarını da Allah’a emanet etmişti her birisi. İkisi de Allah ile beraber yola koyulmuşken yolda izlerini kaybettirmek için yöntemler geliştirmişti. İkisi de geceleri yol alıp gündüzleri dinlenirken kuzeye değil güneye gitmişti. Yıllar önce Hira’da yola çıkarken birisi, şimdi Sevr’e gidiyordu her ikisi.

İkisi de mağarada…

Peşlerindekiler birkaç altınla birkaç deve için koştururlarken atlarını, sonunda bulmuşlardı izlerini. Artık iyice yaklaşmışlardı. Bir yandan endişe taşırken birisi, “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” diyordu ikinin ikincisi (Tevbe 40). Kendisi için değil yoldaşı için tasalanıyordu… Heyecan ve gerginliği iyice artmıştı. Ama ikinin ikincisi yine diyordu “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun?”  (Buhârî, Tefsîru’s-Sûre (9), 9; Fezâilü’l-Ashâb 2; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe 1).

Evet öyleydi… Allah ikisiyle de beraberdi. Ve gönderdi kuşlarını yuva yapsınlar diye… Sürdü önlerine örümceğini ağ örsün diye. Hâlbuki nice zaman önce söylemişti evlerin en zayıfı örümceğinkidir diye (Ankebut, 41). Ama kulaklarında bir ağırlık, gözlerinde bir perde (Bakara, 7) olunca insan, o zayıf evin arkasını bile göremez işte. “Hata yaptık! İzleri takip etmeyecektik, yanlış yöne geldik, Medine kuzeyde!” dedi içlerinden biri. Zaten bugüne kadar hangi izi (ayeti) takip etmişti ki (Yusuf, 105)? Bilseydi izlerin onu götüreceği yeri… İşte böyle dibine kadar gelip burnunun dibini göremezken gözleri, kendi acziyetini ve zilletini söylüyordu dilleri…

İkisi de Kuba’da…

Artık yola devam vakti gelmişti. İkisi de tedbir bizden takdir Allah’tan diyerek çıktı mağaradan. İkisi de ilklere doğru yola koyuldu. İkisi de günler sonra ilk mescidi yaptılar Kuba’da. Sonra ilk Cuma ile topluca haykırdı her ikisi de “Allah birdir!” diye.

İkisi de Medine’de…

Artık sabırların tükenmeye, ümitsizliklerin ve endişelerin yeşermeye başladığı bir anda, ikisi de çıkageldi Medine’ye… İkisi de yorgun ama sevinçli… Sadece ikisi değil herkes sevinçli. Çünkü ay gibi doğdu üzerlerine Veda Tepeleri’nde…

İkisi de şimdi burada…

Aradan geçen tam 1440 yıl sonra yeni bir hicri yıla girerken, ikisi de şimdi burada. Dilimizde, kalbimizde, zihnimizde… Ama en çok hayatımızda olursa ikisi de şimdi burada…

Şirkten tevhide hicret ettiğimizde;

Haramdan helale hicret ettiğimizde;

Günahtan sevaba hicret ettiğimizde;

Zulümden adalete hicret ettiğimizde;

Karanlıktan aydınlığa hicret ettiğimizde;

Yanlıştan doğruya hicret ettiğimizde;

Kötüden iyiye hicret ettiğimizde;

Çirkinden güzele hicret ettiğimizde;

Kirden pisten temize hicret ettiğimizde;

Hayâsızlıktan edebe, ahlaka hicret ettiğimizde;

Taassuptan hoşgörüye hicret ettiğimizde;

Düşmanlıktan sevgiye hicret ettiğimizde;

Cahillikten ilime hicret ettiğimizde;

………………………………………………………….

Kısacası Allah’a hicret ettiğimizde; ikisi de ŞİMDİ TAM BURADA!

(Yeni Hicri Yılımız hayırla gelsin, ikisini de alsın bize getirsin…)

ŞAHABEDDİN KUTLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir