KİM KIZDIRDI BU ÇİNLİLERİ?

Kızı gelince ayağa kalkarmış sevgili peygamberim. Herhangi bir kitabın olduğu yerde ilme saygısından dolayı ayağını uzatmazmış atam. Pencerede sarı çiçek görünce susarmış satıcı. Ahlâk ve nezaket bir zamanlar vatanımın semalarında özgürce uçar ve her gönle konarmış. Şimdi semalar boş. Gönüller dikenlerle dolu ayak basamıyor ahlâk, maneviyat ve nezaket.

Zannediyoruz ki ahlâklı olan aynı zamanda nezaket sahibi. Kimse anlatmadı ki bize Hitlerin Yahudileri yakarken Beethoven dinlediğini.  Temiz olana ahlâklı diyoruz. Öğretmeni sınıfa girince ayağa kalkanı ahlâk abidesi yapıyoruz ülkemde. Yerden çöp alanı alkışlıyoruz, kapısının önünü süpürene gıptayla bakıyoruz. Bilmiyorum hangi Çinliyi kızdırdık. “Garip bir çağda yaşayasın.“ bedduasını hangi çekik gözlü gözlerini kısarak ve yumruğunu sıkarak ağzından savurdu bu Anadolu topraklarına. Kültür ve dinin bir hamur gibi yoğrulduğu bu coğrafyanın suyuna kim kattı bu zehri. Gizli yapılan günahın, hayâsızlığın, ayıbın meşruluğunu kim ilan etti de herkes yarışır oldu insanların önünde.

Geçmişin ve geleceğin arasında korku ve ümit içerisinde akıbetlerini merak eden insanlarımızın en büyük umudu ve hayal kırıklığı girdabında durur çocuklar. Anne ve babalar tedirgin bir hâlde sağa sola koşturur evladı için.

“Çocuk insanın atasıdır.” der bir düşünür. Geleceğin inşasındaki ustaların kendilerimiz olduğunu unuturuz veya sorumluluktan kaçmak için sağır numarası yaparız. Anne ve babalar çocuğunun harika bir hayat yaşamasını isterler. Bunun için çaba sarf ederler her zaman. İyi bir çocuğu okulda derslerinde başarılı olmasıyla, iyi bir lise ve üniversiteye gitmesiyle ve bol maaşlı bir işe girmesiyle kıyaslarlar. “Komşunun çocuğu” putunu her zaman yüreklerinde saklar ve bununla çocuklarının umut zırhında gedikler açarlar. Çocukluklarında doyuma uğramamış her şeylerini çocuğu üzerinden yapmaya çalışırlar. Kanatları olmayan evlatlarını neden uçamadı diye hırpalarlar. Evlatlarını bir put haline getirir ve onlara asla toz kondurmazlar. Hatayı hep karşı tarafta görüp tırnaklarını çıkarırlar komşuna, akrabalarına, öğretmenlerine karşı. Bol maaşı ahlâka, şükürsüzlüğü hamd etmeye tercih ederler.  Yabancı dili kutsarken gönül diline köylü damgasını vururlar. Ahlâk elbisesini çıkartıp markalı elbiseler giydirirler. Az akıllı konuşmaya başlayan çocuklarını televizyon programlarına satıp üzerlerinden para kazanırlar. Teknolojinin lağım borularını oturma odalarına akıtırlar. Bir dostu gelip saatlerde dedikodu yapıp tıkınırlar. Sapsarı bıyıklarla çocuğuna sigaranın kötülüğünden bahsederler. Her cümlesinin daimi misafiri olan küfürleri seriye bağlayıp sıralarlar evin içinde. Sonra kızarlar çocuğunun küfrüne. Ahlâkı anlatırlar her konuşmalarında ama nazik değillerdir.  Devam edeyim mi? Bence bu kadar yeterli. Biz öğretmenlere büyük bir enkaz emanet ediyorsunuz anne ve babalar. Bütün umudunuzu okullardaki eğitime bağlıyorsunuz. Ancak çocuğa terbiyeyi sizin verdiğinizi unutuyorsunuz.

Neden isyan etmiyoruz dizilere? Çocuklarımızı birer müşteri gibi gören reklamlara neden savaş açmıyoruz? Neden başımızdan savmak için çocuğumuzu sokağın pis sofrasına oturtuyoruz? Çocuklarımız neden anne ve babasını, peygamberini, atasını ve tarihimizdeki önemli şahsiyetleri örnek almıyor da, youtuberlar, twitch tv denilen yerlerde küfür, hakaret, cinselliği ön plana çıkaran insanları örnek alıyorlar.

Neden hâlâ yataklarımızda huzur içerisinde yatabiliyoruz? Evlerimiz neden kapitalizmin ticarethanesi hâline geliyor ve çocuklarımızın iki dünyasını da kirletiyoruz? Ne zaman isyan edeceksiniz size dayatılan bu dijital hayata ve çocuğunuza sahte bir gelecek sunan batı zihinli maddeci beyinlere?

NURULLAH HATİPOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir