KINALI TOPRAKLAR

Çatlamış dudağına su döker hikmet tası
Dalların, kıtaları gölgesinde yoğurur
Taşların sırr-ı hilkât, toprağın gül tenhası
Bağrında batan güneş yeni bir aşk doğurur
Göğsünde kışı görmek, gönülde öz baharım
Hilâlin dilde zikir, yıldızın söz baharım
Alnı ak ihtişamın bin yetmiş bir mirası
Taşların sırr-ı hilkât, toprağın gül tenhası…
Semâvî baharları mevsim koynunda saklar
Eksik olmaz başından bulutların busesi
Yağmurlar secde eder, meşke düşer leylaklar
Tuğlarının altında arşa varır Hû sesi
Dervişler aşka yanar çerağının narında
Denizler semah döner adının kenarında
Elif gibi gölgende mağrur durur revaklar
Yağmurlar secde eder, meşke düşer leylaklar…
Mevlâna’nın cezbesi Yunus’un nefesidir
Erenler destur verir Yesevî dergâhından
Niksar’ı kucaklayan Külebi’nin sesidir
Türküler ağıt yakar Nesimi sabahından
Köroğlu otağ kurar, sisli, yüce dağına
Ruhsati destan yazar, Emrah iner bağına
Veysel’in sadık yâri, gözünün güftesidir
Niksar’ı kucaklayan Külebi’nin sesidir
Kızılırmak meşk ile gerdanında oynaşır
Dingin kıyılarında üç denizin uykusu
Dedem Fatih’in ruhu surlarında dolaşır
Fırat’ın serin suyu maneviyat kokusu
Buğulu bakışında şefkat yansıması var
El uzattığın yerde, arza gülümser bahar
Mazlumun döktüğü yaş gözlerine bulaşır
Dedem Fatih’in ruhu surlarında dolaşır
Yedi bölgen, cennetin yedi iklim bayramı
Semanda gök kanatlı güvercinler uçuyor
Varlığın yeryüzünün müstesna serencamı
Bozkırda bir gelincik duvağını açıyor
Geçmişten geleceğe çağların beyzasısın
Asya’dan Avrupa’ya istiklâl imzasısın
Çehrendeki tebessüm eritir cümle gamı
Varlığın yeryüzünün müstesna serencamı
Alacağı var elbet siyahtan tüm akların
Milletin sığınağı emin karargâhısın
Şühedanın kanıyla kınalı toprakların
Düşkünlerin düşünün görkemli agâhısın
Şafaklara sığmayan o/nurlu sabahısın
İstikbalin izinde aşkın talimgâhısın
Bu yüzden elif gibi başı dik başakların
Şühedanın kanıyla kınalı toprakların
Asırlardır haykırır tarihin ulakları
Kâinata mirasın sonsuza kadar gider
Su içer şadırvandan geçmişin dudakları
Sinan’ın davasını binlerce asır güder
Kitabeler kubbeler mahremine set olur
Can verilen cennetin bedeli cennet olur
Ezanlar Hakka davet ederken kulakları
Su içer şadırvandan geçmişin dudakları
Bağından geçen bülbül dikene boyun eğer
Hangi sırra hikmettir cazibenin sebebi
İbrahim’in elleri sanki göğsüne değer
Kader denen kalemin nurludur mürekkebi
Söz sukuta saplanır öğrenirken edebi
Varlığın daim olsun yeryüzünde ebedi
Vatan der susar kelâm gerisi boşmuş meğer
İbrahim’in elleri sanki göğsüne değer

MUSTAFA DOĞAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir