KURBAN! TAMAM, AMA NEDEN?

Bir yıl daha geçti… Her yıl olduğu gibi kimilerinin bir vahşet-katliam olarak nitelediği; kimilerinin et-mangal festivali olarak algıladığı; kimilerinin alışveriş ve kâr devşirme zamanı olarak gördüğü; kimilerinin de yardımlaşmaya bir vesile aracı kıldığı, fakirlerin evine etin girdiği zaman olarak bildiği Kurban Bayramı yine geldi.

Beraberinde gelen tatil fırsatları(!) sayesinde “nerede o eski bayramlar” sözünü her sene daha çok idrak ediyor olsak da heyecanını özünden hiç kaybetmediği de bir gerçek. Ne de olsa alındı kurbanlıklar; sürüldü çocukların alınlarına birer parmak kurban kanı; geldi bir araya eş, dost, akraba; pişirildi etler, kuruldu sofralar, edildi sohbetler…

Tamam ama, âlemlerin Rabbi bir kaynaşma vesilesi olsun diye mi bayram etti bu günleri? Peki, o zaman bu sırada o eş, dost, akrabadan ayrılıp yollara düşen milyonlar Mekke’de ne arıyorlar? Ne işleri var orada da bu eğlenceyi kaçırıyorlar? Nedir işin aslı hakikati? Nedir bu işteki murat? Kaçımız, “Neden kurban kesiyoruz?” sorusuna “Çünkü Allah öyle emretti.” cevabından başka bir cevap verebiliyor?

Elbette ki emir Allah’tan geliyorsa başımız üstüne. Ama Allah hiç hikmetsiz iş yapar mı ki burada yapsın? Masum bir cana kıyanı ebediyen helak edecek olan Allah (Maide, 32) merhametsiz mi ki masum bir yavruyu kesme emri versin? İbrahim yıllar sonra kavuştuğu yavrusuna nasıl olur da kıysın ve onu adak olarak adasın? Kıssa hakkında bu türden çok farklı ama Kur’an’da geçmeyen yorumlar yapılmış. Ama işin özü genelde gözden kaçmış maalesef.

Evet, İbrahim çok geç evlat sahibi oldu ve yılların getirdiği hasretle İsmail’e düşkün bir hâle geldi. Hâlbuki Allah, “Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun, 9) diyor. Allah, İbrahim’e gösterdiği rüya ile bunu hatırlattı ve şu emri verdi adeta: Ey İbrahim! İçindeki evlat sevgisini kontrol altına al, dizginle! Sakın ha, sana bahşedilenin sevgisini sana onu bahşedenin sevgisinin önüne geçirme. Allah’ın önüne geçecek bir sevgiyi terk et ey İbrahim!

Rüyanın tevili buydu ama iki nebi rüyayı zahiren yorumlamış ve sonu ölümle biten bir imtihana tabi olduklarını düşünmüşlerdi. Biri canını, diğeri cananını kaybedecekti. Yıllar sonra Allah İbrahim’e halim huylu bir evlat (Saffat, 101) vermişti. Neticede biri bıçağını biledi, öteki başını uzatıp yere yattı.

İşte tam da bu esnada hem İbrahim’in hem İsmail’in teslimiyetinin sınandığı ve vazgeçmeyecekleri ortaya çıktığı anda bir koç beliriverdi yanı başlarında. Her iki nebi de muhtemelen şaşkınlık içindeyken, Allah rüyadaki asıl mesajın Allah sevgisinin önüne geçen sevginin kurban edilmesi, terkedilmesi olduğunu böylece göstermiş oldu. Allah için terk ettiklerinin sembolü olsun diye kes bu kurbanı Ey İbrahim! Senin kurban etmen gereken geç yaşında hasretle kavuştuğun yavrunu sana veren Rabbinden önde tutmamaktır!

Şimdi ey çağlar ötesinde gelen muhatap! Senin bu kurbandaki görevin kendi İsmail’ini kurban etmektir! Unutma! Sembolik olarak kestiğin bu hayvanların etleri ve kanları değil, sadece ve sadece senin takvan Allah’a ulaşacak (Hacc 37).

İster farkında ol, ister olma. Senin İsmail’in para olabilir. Karşı cins de olabilir. Karşı koyamadığın arzuların; uğruna hayatını şekillendirdiğin geleneklerin; törelerin, tabuların, ideolojin, siyasi fikirlerin; hayata bakış açın ya da övündüğün soyun, sopun, milliyetin, ırkın da olabilir. Hatta ve hatta mesleğin, işin, gücün bile olabilir. Allah ile arana giren her neyse, sana Allah’tan daha sevgili geliyorsa onu bul, çıkar ve kurban et. Feda et… Terk et… Yok et… Ruhuna, benliğine, kalbine birer ağır yük olan bu kirden arın ve kendini gerçek sahibine teslim et… İşte o zaman kurbiyeti (yakınlığı) yakalayacaksın, anlayacaksın. İşte o zaman madden mana olacak ve kurbanın kurban olacak.

Bu arada, İbrahim ve İsmail’in sarp kayalardan atladığı bu esnada birinin sevgili eşi diğerinin can anacığı Hacer nerede, durumu nedir? Onun hâletiruhiyesi nasıldır?

Birkaç gün süren tüm bu imtihan sürecinde, yoksa Hacer evladını kaybetme korkusuyla, “Bıktım bu adamdan, yine bizi olmadık imtihanlara soktu.” diye hayıflanıyor mudur evinde? Ya da zorlu geçen Safa-Merve süreçlerinden sonra, “Allah’ım! Yine beni mi buldu böylesine bir imtihan?” diye Rabbine mi içerliyordur?

Hacer bunları yapacak bir kadın değildi ve asla da olmadı. O, İsmail daha yeni doğduğu zamanlarda da kendi büyük imtihanını başarıyla vermişti. Sonunda da hem onun için bir âb-ı hayat olan zemzeme hem de meyve-i hayat olan evladına kavuşmuştu o bir kere. O yüzden hâlâ ve her kurban bayramında milyonlar onu Mekke’de yâd ediyor.

Hacer bir kadındı… Hacer bir köleydi… Hacer bir zenciydi… Zenci köle bir kadın… Tarih boyunca aşağılanan bu üç zümreyi Allah tek bir insan üzerinden örnek olarak gösteriyor bizlere. Kıyamete dek…

Selâm olsun Hacer’e… Selâm olsun İbrahim’e… Selâm olsun İsmail’e… Selâm olsun bu teslimiyet abidesi insanların kurduğu yuvayı örnek alıp hayatlarına yön verenlere… Selâm olsun Kurban olanlara… Selâm olsun kurbanı Kurban olanlara…

ŞAHAB KUTLU

2 thoughts to “KURBAN! TAMAM, AMA NEDEN?”

  1. Kurban konusunda hep bu yorum yapılıyor. Yani sevdiğinden vazgeçmek. Doğrudur, amenna. Ancak bu ibadet sadece bir şeylerden vazgeçme değil, aynı zamanda kan akıtma, Allah için bir canım feda etmeyi de gerektiriyor. Bu hususa hiç temas edilmiyor

  2. Sukunetle oykunun disindan bakip, “Aslinda ne oldu”nun aktarimi. Ama dunya hengamesinin icindeki hepimizin ve ayri ayri her birimizin ic kalabaligindan otede oldu “aslinda olan”lar. Yazi bunu oyle tane tane, oyle hayattaki rollerimize temas ederek ve bir o kadar derinlikle anlatmis ki… Bir İsmail arayisina girmemek mumkun degil, olmasin da!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir