MATEMATİKLE BARIŞ!

Sahi neydi matematik? Herkesin aklında canlanan başkadır matematik deyince. Kiminin adını duyunca midesinin bulandığı, kiminin matematikle arası daha iyi diye kendini deha gördüğü, hatta toplumun da matematiği iyi olanı yücelttiği, kötü olanı ise aşırı normal karşıladığı bir ders. Matematik herkes tarafından sayı hâkim bir ders olarak bilinir. Hâlbuki matematik mantığa dayalı ve günlük hayatta her yerde kullandığımız bir şeydir. Marketten alışveriş yaparken, karşıdan karşıya geçerken arabanın gelme süresini aşağı yukarı tahmin etmek, yemek yaparken ölçülü veya göz kararı koyulan un, tuz, şeker bile bir matematiktir. Biliyorum ki çoğumuz matematik dersinde uygulama yapmaya kalkmamak için kaç defa masayla aynı boyda olduk ama hep de sizi kaldırdı öğretmeniniz. Çünkü yalan söylemek bile bir matematiktir aslında. Ne alaka, dediğinizi duyar gibiyim. Kısaca açıklamak isterim size bunu. Yalan söylemek bir kabiliyettir ve pratik ister. Bazı insanlar matematiğe tutku ile bağlıdır ve sürekli bu konu üzerinde düşünüp pratik yaptıklarından düşünme biçimleri değişir. Yalan söylemek de aynı etkiye sahiptir ve sürekli yalan söyleyen insanların artık beyni farklı bir yapıya bürünür. Tabii ki dürüst olmanızı öneririm ve dürüstlük de bir matematiktir ama burada daha fazla oyalanmayacağım. Matematiği tek bir şekilde, tek bir tanıma bağlamak elbette zordur. Matematik birçok kişi için sözlük anlamından çok daha fazla şey ifade edebilir. Ama kısaca sözlük anlamına da değinmek zorundayım. Matematik, biçimlerin, sayıların ve niceliklerin yapılarını, özelliklerini, aralarındaki bağıntıları tümdengelimli akıl yürütme yoluyla inceleyen ve aritmetik, geometri, cebir gibi dallara ayrılan bilimdir.

 

İnsanlar, korktukları şeylere karşı daha sinirli ve olumsuz olma eğilimindedir. Peki, matematiğe bu denli önyargılı yaklaşmak, matematikten bu kadar korkmak nedendir? Matematik korkusunun nedenleri ve çözüm yolları uzmanlar tarafından birçok kez işlenmiştir. Ben de size bu konuyla ilgili bilgilerimi aktarmaya çalışacağım. Öncelikle matematik dersinden biraz bahsedelim. Matematiğe önyargı ile yaklaşıyoruz, evet. Ama bu demek midir ki sadece bizden dolayı? Hayır, tabi ki. Matematik dersi diğer derslerden farklıdır. Matematikte ezber yap geç mantığı hiçbir zaman olamaz çünkü matematik soyut bir derstir ve kesin çizgileri yoktur. Burada ne demek istediğimi bir örnekle açıklamak gerekirse örneğin denklemler konusunda değişkenlerin ya da bilinmeyenlerin yerine koyduğumuz x, y, z’leri düşünelim. Biraz düşündüğünüzde diğer derslerde bizler bilinen şeyleri öğrenirken, matematikte saklanan şeyleri buluruz. İzlediğiniz herhangi bir macera filmini düşünün. Hepimiz genellikle keşifler yapan, zorlu görevleri üstlenen kişilerin yerine koyarız kendimizi, onlara sempati besleriz. Öyleyse matematiği bir macera olarak düşünelim ve siz matematik filminin içindesiniz. Siz bu filmde pasif bir karakter mi olmak istersiniz, yoksa birer kâşif mi? Hepinizin vereceği cevabı çok iyi biliyorum. Şimdi başka açıdan düşünmeye devam edelim. Bizler bu filmlerde kazananların yerine mutlu oluruz. Onlar keşfeder, baştan kurar ve bizler de izlerken onlarla gurur duyarız. Sizler matematik filminde birer oyuncuysanız eğer, pes etmek nedendir?

Şimdi matematiği bir oyun olarak düşünmek istiyorum. Herhangi bir oyunu oynamaya başladınız. Tabi ki oyuna başlar başlamaz kim harika oynayabilir ki? Her oyunda biraz pratik gereklidir. Hepiniz de bir oyunda başarılı olabilmek için saatlerinizi harcıyorsunuz. Ama çoğu kişi matematiğe yeterli vakti ayırmamışken ‘Ben matematik yapamıyorum, bu ders çok zor!’ diyerek çekiliyor köşesine. Lütfen herkes kendine dürüst olsun. Her gün istisnasız oyuna vakit ayırdığınız kadar matematik dersine vakit ayırıyor musunuz? Birçok matematikçinin oyun oynamaktan hoşlandığını biliyoruz ve her oyunun içerisinde matematik olduğunu, matematikçilerin oyunların matematiksel düzenini araştırdığını görüyoruz. ‘Oyunlar büyük ölçüde matematik, matematik ise bütünüyle oyundur.(Umay)’ sözünü de sizinle paylaşmak istiyorum.

Matematik korkusunun sebeplerine devam edelim. Ülkemizde matematik çok önemli bir yere sahip olmakla beraber resim, müzik, beden eğitimi gibi dersleri önemsiz görme, çocuklara da bunu aşılayarak çocuklarda devamlı olarak gelecek korkusunu öne çıkarma yanlışını yapıyoruz. Henüz oyuna aç olan çocukların omuzlarına ağır yükler yükleyip haddinden fazla sorumluluk veriyoruz ve çocuklar da doğal olarak bu sorumluluklardan kaçabildikleri kadar kaçmaya çalışıyorlar. Gereğinden fazla sorumluluk yüklenmesi yapılan çocuklar da hep verilen görevleri son güne bırakma yanlışına düşüyorlar. Ve bu sorumluluk duyguları, çocuklarda bir süre sonra vicdani rahatsızlığa dönüşüyor. Böylece mutsuz nesiller yetiştiriyoruz. Ayrıca Piaget’in de bahsetmiş olduğu üzere somut kavramlar döneminde olan öğrenciler, soyut kavramlarla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa bu dönemde çocuklara soyut kavramları olabildiğince somutlaştırarak vererek onlara yardımcı olmalıyız. Sürekli olarak işlem yaptırmanın faydasız olduğunu bilerek hareket etmeli ve çocuklara öncelikle matematiği kavramsal olarak anlatmalıyız. Kavramlar arasında ilişki kurmuş olan çocuklar zaten işlemleri de öğrendikten sonra kendi kafasında kurmuş olduğu mantıkla doğru sonuca ulaşabilmektedir. Burada ortaya çıkan bir diğer sorun ise öğretmenlerimizin farklı çözüm yollarına karşı çıkması, nasıl öğrettiyse öğrenciden onu istemesi saçmalığıdır. Bir sorunun birden fazla çözümünün olduğunu normal yaşantımızda bile görürken matematik gibi soyut bir dersin bu kadar bağnazca işlenmesi kabul edilemez bir yanlıştır. Soyut bir dersi ‘Bu böyle çözülür.’ cümlesini kuran bir öğretmenden öğrenmek çocuğun sadece derste değil hayatta da başarısız olmasına sebep olabilir. Çünkü öğrencinin mantığına oturtarak yaptığı ve doğru sonuca götürmüş bir çözüm yolunu kabul etmemek demek tek tip insan yetiştirmek, herkesin aynı şekilde düşünmesini sağlamaya çalışmak demektir. Böyle yetişen toplumlar ne yazık ki gelişemezler. Farklı fikirlere ne kadar açık olursak doğru orantılı olarak o kadar da gelişiriz. Bu sosyal yaşamımızda da böyledir.

Başka bir noktaya daha değinmek istiyorum ve eminim birçok çocuğun da sesi olacağım. Ülkemizde sınavlara verilen önem yadsınamaz derecede büyüktür. Oysa sınavlar çocuklarda kaygıya sebep olmaktadır. Biraz kaygının faydalı olabileceğini biliyoruz ama çocuklara sürekli olarak bunu dayatmak ne yazık ki onları birer korkak yapacaktır. Sizlere biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Lisedeyken matematik sınavlarım pekiyi değildi ancak derslerde oldukça aktiftim ve bir arkadaşım derste çözdüğün sorulara ben boş boş bakıyorum ancak sınavlarda senden yüksek not alıyorum, demişti. Demem o ki sınavlar çocukların başarısını ölçmek için yeterli bir değerlendirme yöntemi değildir. Bana şuan içinizden sınav olmazsa nasıl çocukları değerlendireceğiz dediğinizi biliyorum. Evet, sınavlar olmak zorunda belki ama en azından bu kadar ön plana çıkarmak ve çocukları tamamıyla sınav odaklı yetiştirmek doğru olmayacaktır. Alternatif değerlendirme yöntemleri kullanabiliriz. Örneğin performans değerlendirme, öz ve akran projeleri kullanmak buna örnek olarak verilebilir. Çok ilginç bir şeyden bahsedeceğim. Şimdiki velilerimiz de performans ve projeleri çocuklar için zaman kaybı olarak görmekte ve çocuklarının yerine bu görevleri yapmaktadır. Oysa performansın amacı çocukları düşünmeye teşvik etmek, kendilerince bir şeyler ortaya koymasını sağlamaktır. Ödevin üst düzey olması ya da ödevin görüntüsünün mükemmelliği çocuğa iyi puan kazandırmamalıdır. Önemli olan çocuğun yaşına uygun çalışmaları düşünebilmesi ve küçük elleriyle yapabildiği kadar, belki ufak tefek yardımlarla bu işi başarmasını sağlamaktır.

Şimdi biraz da neler yapabileceğimizi düşünelim. Çocuklar, geri kalmış olmanızı, bilgi eksikliklerinizi, pratikte eksik olmanızı ve her şeyi bir kenara bırakın. Yapmanız gereken ilk şey başarılı olmak istiyor musunuz, bunu düşünün. Başlamak bitirmenin yarısıdır, sözünü unutmayın. Bazılarınız için başlamak öyle zor olacak ki. Sanki önünüzde aşmanız gereken koca bir dağ varmış gibi hissedeceksiniz. Ama size şunu söyleyebilirim ki o dağ her boş geçen vakitte büyüyecektir.

Herkesin çalışırken dikkatini dağıtan şeyler vardır. Öncelikle matematiğe günde 2 saat mi ayırdınız? Bu iki saatte dikkat dağıtan etkeni hayatınızdan çıkarın ve odaklanma probleminizi ortadan kaldırmaya, buna alışmaya çalışın.

Sizleri motive edecek şeylere ihtiyaç duyacaksınız. Size kendinizi kötü hissettiren arkadaşlarınızı hayatınızdan çıkarın. Zaten öyle insanların hayatınızda yer etmesinin size hiçbir yararı olmayacağı gibi fazlaca zararı olacaktır. Çağımızda özellikle gençler arasında insanları küçük görmek bir hobi haline gelmiş durumda ne yazık ki. Bu yüzden size daima başarısız olacağınızı söyleyen insanlardan uzak durmalısınız. Gerçek arkadaşlık her durumda birbirini desteklemekle olur. Başka bir açıdan bakarsak eğer olumlu, olumluyu; olumsuz, olumsuzu getirir. Yani demek istediğim şu ki beyninizi her şeyin iyi gideceğine ve yapabileceğinize dair olumlu şeylerle doldurursanız, beyin gerçekten buna inanacak ve daha verimli sonuçlar elde edeceksiniz. Ama size daima başarısızlığı yakıştıran, sizi küçük gören insanlarla beraber olursanız bir süre sonra beyniniz buna inanacak ve başarısız olma riskiniz daha da artacaktır. Öyleyse hadi! Kendinizi başaracağınıza dair ikna ederek başlayın.

 

Tabi ki tüm bunlar yetmeyecektir ve sizinle matematiği etkili nasıl öğrenirsiniz bunu konuşacağım. Öncelikle klişe ama ders çalışmalısınız. Size birçok sorundan bahsettim ama ders çalışmadığınız sürece en kaliteli öğretmen bile sizin için faydalı olmayacaktır. Ders çalışmalı, dersten önce, işleyeceğiniz konunun bilincinde olmalı ve derse hazırlıklı girmelisiniz. Derse nasıl hazırlıklı girilir peki? Sizden üst düzey şeyler bekleyen elbette ki yok. Önceki derste işlenen konuyu tekrar etmeniz ve gelecekteki konu hakkında araştırmalar yapmanız, kavramlar hakkında önceden edinilmiş ufak tefek bilgilerle anlamanızı kolaylaştırmalısınız. Matematik, mantık çerçevesinde ilerleyen ve pratik isteyen bir derstir. Mantık çerçevesinde ilerleyen bir dersin önceki konularla ilişkilendirilmesi ve önceki konularda eksiğinizin olmaması çok önemlidir. Geride konu bırakmayın! Tekrar tekrar bunu söylemek, haykırmak istiyorum. Nasıl ki hayatta kazanılan tecrübelerle hayatımızı devam ettiriyoruz, önceki konularımızı da birer tecrübe olarak düşünüp onlardan gereken dersleri almalıyız. Aksi takdirde ilerleme kat etmek mümkün değildir.

Size arkadaşlarınızın öneminden motivasyon konusunda bahsetmiştim. Sizi hor görmeyen, hatalarınızla alay etmeyen arkadaşlar edindiğinizi varsayıyorum. Yapılan araştırmalarda çocukların bir konuyu arkadaşlarından daha iyi öğrendiğini görüyoruz. Arkadaşlarınızla oturup birkaç soruyu tartıştığınızda farklı çözüm yolları öğrenecek, arkadaşlarınızın çözüm yollarından faydalanacaksınız. Belki arkadaşlarınız sizden daha kısa bir yoldan çözmüş olabilir ve siz de daha pratik olan yeni bir bakış açısı kazanabilirsiniz ya da kazandırabilirsiniz. Birine yaptığınız çözümü anlatmak o konuyu daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır.

Bir problemi çözmeye başlamadan önce problemde neler verilmiş, peki bizden neler isteniyor? Bunları tek tek yazın. Öyle sorular vardır ki soruyu anladıktan sonra çözmek oldukça kolaydır. İyi anlamak için özellikle konuyu yeni öğrendiğiniz zamanlarda ayrıntılı şekilde verilenleri not edin.

Asla formül ezberlemeyin. Yazı boyunca sizlere matematiğin soyut olduğunu, düşünmek ve kavramanın önemini anlattım. Lütfen formül ezberlemek yerine formülün nereden geldiğini mantığıyla öğrenin. Çünkü ezber yaptığınızda zaten formül aklınızdan uçup gidecektir. Belki çoğunuz sınavlarda ‘Kâğıdın sağ üst köşesindeydi ama ne yazdığını hiç hatırlamıyorum.’ cümlesini kendi kendinize defalarca kurdunuz. İşte bu ezber yapmanızın bir sonucudur. Eğer mantığını öğrenmiş olsaydınız zaten formülü unutsanız bile kendiniz yeniden formülü oluşturabilirdiniz.

Sizlere matematiği kendi gözümden ve yaptığım araştırmalar doğrultusunda anlatmaya çalıştım ve dolaylı olarak matematik adına sizlere bir adım attım. Umarım sizler de matematiğe karşı önyargılarınızdan kurtulup elinizden geleni yapmak için bir adım atarsınız. Zaten gerisi hallolacaktır çünkü matematik öyle bir derstir ki bir kez başarmanın hazzını yaşamış olan kişi sürekli olarak bu konuda kafasını yorar. Matematik dendiğinde midesi bulananlardan olmamanız dileğiyle, matematikle barışın. Hoşça kalın.

Şeyda BÖLÜKBAŞ

One thought to “MATEMATİKLE BARIŞ!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir