MUTLAK PEŞİNDE

Eserin Adı: Mutlak Peşinde/La Recherche de l’absolu

Eserin Yazarı: Honoré de Balzac

Eserin Çevirmenleri: Sabiha Rifat, Oktay Rifat, Samih Rifat

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Basım Yeri ve Tarihi: 3. Basım, Litros Yolu Fatih Sanayi Sitesi No: 12 Topkapı/İSTANBUL, 2015

Eserin Sayfa Sayısı: 210

Karakterlere ve romanın konusuna değinmeden önce yazarın benimsediği üslup hakkında birkaç kelam etmek doğru olacaktır. Yazar kendi döneminde ve sonraki dönemlerde betimlemelerinin uzunluğu ve aşırı detaycılığından dolayı sıklıkla eleştirilmiştir. Roman kendi serencamında akıcı bir şekilde ilerlerken bir anda bir mekânın ya da bir karakterin betimlemesine savrulabiliyor. Bu savrulma bilinçsizce yapılmış olmuyor çünkü yazar bu tasvirin neden gerekli olduğuyla ilgili de küçük bir izaha yer veriyor. Fiziksel tasvirler her ne kadar yer yer okuma zevkini baltalasa da kitabı rafa geri koyma sebebi olmayacaktır. Bunun yanında duygusal tasvirlerin bu kadar hassas ve güzel resmedildiğini gördüğünüzde kitabın bir usta elinden çıktığını da ayrımsıyorsunuz. Mekânı tasvir ettiğinde zihninizde belirmeyen resim, yazar size mücerret hissiyatı tasvir ettiğinde tüm detaylarıyla belirebiliyor. Sanırım üsluba dair bu kadar kelam kâfi gelecektir.

Kahramanımız Balthazar Claes soylu, zengin bir flamandır. Öğrencilik yıllarında kimyaya merak salmış fakat mezun olduktan sonra memleketine dönmeyi tercih etmiştir. Burada evlenip bir yuva kurduktan sonra bir gün bir tanıdığı vesilesiyle kimya ile tekrar ilgilenmeye başlamıştır. Amacı; tarih boyunca simyacıların peşine düştüğü felsefe taşını, başka bir değişle “mutlak”ı keşfetmektir. Fakat zararsız gibi görünen bu araştırma ailenin kaderini değiştirecek boyutlara ulaşacaktır.

Romanın konusunu bu şekilde özetledikten sonra eserin kahramanlarına da kısaca göz atmamız gerekmektedir. Ana karakterimiz; yakışıklı, oldukça zeki, düşünceli, eşine aşık ve ailesine son derece sadık bir beyefendidir. Eşi Josephine Claes; çok güzel olmasa da çekici, dini eğitimini almış, zeki olsa da dinini ve ailesini özellikle de eşini sürekli zekasına tercih eden zevk sahibi bir hanımefendidir. Bu çiftin 2 erkek ve 2 kız olmak üzere 4 çocuğu vardır. En büyükleri -ki bahsetmemiz gereken bir diğer karakter- Marguerite’dir. Marguerite karakter olarak her ne kadar annesine benzese de Balthazar’a olan bağlılığı annesininki kadar aşırıya kaçmamaktadır. Bu, olayların gidişatını belirleyen en önemli detaylardan biridir. Bu karakterler haricinde birçok yan karaktere yer verilmiş olup bunları tanıtmanın çok da lazım gelmediği kanaatindeyim.

Olayların büyük bir kısmı Fransa’nın kuzeyinde yer alan Douai’de vuku bulmaktadır. Kitapta her ne kadar yaklaşık 50 senelik bir zaman aralığına yer verilmiş olsa da asıl hikâye 1812’de başlamaktadır.

Fark edilebileceği üzere olaylar Fransızlar açısından büyük bir önemi haiz olan Fransız İhtilali ve sonrasına denk gelmektedir. Kitapta verilmek istenen ana düşünceyi ve bu düşüncenin arka planını anlamak için kitaba başlamadan önce Avrupa tarihine kısaca bir göz atmak elzemdir. Çünkü romanda anlatılan olaylar Fransız İhtilali ve sonrasını temsil etmektedir. Romanın bana verdiği asıl mesaj sanırım “aklın kaybettirdikleri, kalbin kazandıramadıkları” olacaktır. Bir evin iki sahibi var. Bu iki sahipten biri her şeyi muhafaza etmeyi istemekte. Öteki ise yeni bir şey getirmenin gerekli olduğunu, çünkü bu yeni şey ile aileye haysiyet ve saygının geleceğini düşünmektedir fakat bu esnada neyi kaybedeceklerini pek de hesaba katamamaktadır. Tabi ki bu esnada etraflarında nelerin döndüğünden haberleri olmayan ve fillerin tepişmesinde ezilen çimen misali hayatlarını kontrol edemeyen hizmetçilerimiz ve çocuklarımız vardır.

Bu kitap realist düşünceyle yazıldığı için size bilmediğiniz bir hikaye anlatmayacak fakat sizi, bildiklerinizi düşünmeye sevk edecektir. Balzac bu romanıyla okuyucularını “denge” ve “aşırılık” kavramları üzerine düşündürtecektir.

KEMAL HACIMURTAZAOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir