NOSTALJİK BİR TUTKU OLARAK İSLAMCILIK

Tarihe mal olmuş kişileri ve düşünce akımlarını kendi döneminin şartları içinde değerlendirmenin, entelektüel kapasiteyi zorlamanın ötesinde klasikleşmiş tahayyül ve tasavvur kalıplarını da aşmasını beklemek, modern zamanlar bireyine sunulabilecek en iyi tekliflerden biri gibi gözükmektedir. İslâm’ı, ortaya çıkan yeni konjonktüre göre anlama ve yorumlama cereyanlarının fiiliyata inikâs etmesi, Tanzimat’tan bu yana Müslüman düşünürlerin sıkça işlediği ve kafa yorduğu bir konudur. Her düzeyden terennüm edilerek nostaljik nosyonlara mahkum edilen İslâmcılık yorumlarının bugün hâlihazırda çerçeveyi tam olarak dolduramayışı bu meselenin ne denli çetrefilli olduğunun ipuçlarını vermektedir. Hasta adam nitelemesine matuf bir devletin, tedrici bir şekilde Batı medeniyeti karşısında ivme kaybetmesine bir reaksiyon olarak karşımızda kurtuluş ümidi rolüyle arz-ı endam eden İslâmcılığın sıradanlaşma tehlikesinin tahlili şüphesiz kaygıları azaltacağı gibi farklı perspektiflerle harmanlanan esaslı bir tabloyu da göz önüne getirecektir.

İslâm’ı inanç, düşünce, ahlâk, siyaset, idare ve hukuk bakımından hayata hâkim kılmak, Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmayı tesis ederek İslâm ülkelerini Batı karşısında geri kalmışlıktan kurtarmak amacına yönelik bir çözüm arayışı olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı aydınları tarafından dile getirilmeye ve tartışılmaya başlanan İslâmcılık, II. Abdülhamid döneminde faydacı bir politika unsuru olarak değerlendirilmiştir. II. Meşrutiyet’ten sonra ihya ve ıslah çizgisinde bir İslâm düşüncesi şeklinde takdim edilmesinin yanında alternatif ve modernist bir toplum ve devlet yönetimi projesi olarak Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyet’le beraber merdiven altına bizzat devlet eliyle itilen İslâmcı düşüncenin 1960’lara kadar varlığını sürdürmesi pekâlâ mümkünse de bu tarihten itibaren adlandırma aynı kalsa bile mahiyet değişimine uğrayarak yeni bir nitelik ve popüler kimlik kazandığı görülmektedir. Batılılaşmaya bir tepki etrafında şekillenerek büyüyen İslâmcılıkta hedef dinî düşüncenin “ıslah” edilmesidir. Bunun yolu da resmî toplumun inşası için mevzuatın “reform” edilmesidir. Bu açıdan, bir halk hareketine gerek duymamışlardır. Tepeden inme her hareketin kaçınılmaz sonu olarak İslâmcılar da arzuladıkları başarıya ulaşamamışlardır. İlk dönem İslâmcılığının önemli bir karakteristiğini oluşturan bu durum, İslâmcılığın İslâmcı harekete dönüşmesiyle farklı bir nitelik kazanmıştır: İslâmcı hareket, taşralı İslâmcıların eliyle siyasetin merkezine taşınmıştır. (II. Abdülhamid’in modern tipte kalifiye subay yetiştirmek amacıyla başkentte kurdurmuş olduğu parasız-yatılı askerî okullara teveccühün kahir ekseriyetinin taşralı olması, Tanzimat ricalinin ayrıcalıklı çocuklarını rahatsız etmiştir. Kaderin cilvesi olarak İttihat ve Terakki kadrolarının büyük çoğunluğu işte bu askerî okullarda yetişen taşralı kişilerdir ve okulun banisi II. Abdülhamid’e darbe yapmaktan da geri durmayacaklardır.) Şerif Mardin’in bu konuyla alakalı değerlendirmesi ise oldukça ilginçtir. Türkiye’de birkaç istisna haricinde, Atatürk devri laikliğini yumuşatmaya çalışan eğilimlere “İslâmcılık” demenin mümkün olmadığını savunan Mardin’e göre, Türkiye’de İslâmcı referanslarla faaliyet gösterenler ve özellikle bunu laikliğe karşı bir muhalefet aracı olarak kullanan siyasi partilerin ideolojilerinin İslâmî felsefeden çok, Batı kültürünün Türkiye’ye geçmesine karşı alınacak pratik tedbirlerde toplanmasındandır ve bu da tipik bir “taşralı İslâm” davranışıdır.

İslâmcı hareketlerin İslâm’ı toplumun ve dinin savunulmasında kitleleri harekete geçirmek için kullanmalarına mukabil, Sultan Abdülhamid’in aynı anlayışı Osmanlı Devleti’nin savunulmasında kitleleri harekete geçirmeye çalışan “amaçlı” bir ideoloji olarak kullandığını söylemek mümkündür. İronik olan kısım ise, İslâmcılar ve Padişah’ın aynı dine inanan Müslümanlar olmasına rağmen o dinin adına padişah devletçi elit düzenini korumaya çalışırken, kitleler bu düzenden kurtulmaya çalışıyorlardı.

Lewis’e göre Abdülhamid, hürriyetçi ve meşrutiyetçi fikirlere karşı olmakla birlikte hem imparatorluğu hem de kendi konumunu güçlendirme araçları olarak gördüğü batılılaşmaya ve reformlara, akıllıca seçmek ve uygulamak şartıyla tamamen karşı da değildi. Abdülhamid, kırsal kesimlerin kalkındırılması gibi ekonomik politikaların yanı sıra Müslümanlara, halifenin şahsında birleştirici bir kimlik oluşturma çabaları için din adamlarından faydalanarak propaganda çalışmaları yürütmüştür. Şam’ı Medine’ye bağlayan Hicaz demiryolu projesi Abdülhamid’in Panislamizm politikasında önemli bir rol oynamıştır.

  1. Abdülhamid, sonraki İslâmcılar açısından önemli bir figürdür. Onun Panislamizm çabaları ve başarıları İslâmcılar için ideal bir çerçeve oluşturmuştur. Hicaz demiryolu projesi, İslâm’a yaptığı hizmetlerin önemli bir örneği olarak sunulmuş, Yahudi liderlerinden Theoder Herzl’i, Filistin’de Yahudilere toprak talebi karşısındaki resti ve kovuşu sonraki İslâmcı kuşaklara bir efsane olarak anlatılmıştır. Abdülhamid’in basına getirdiği sansür ve istihbarat politikasının ise üzerinde pek fazla durulmaz. Cumhuriyet dönemindeki resmî görüşün özellikle son Osmanlı yöneticilerini hain ilan etmesi Abdülhamid’de aksi bir tepki yaratmıştır. “Kızıl Sultan – Ulu Hakan” polemiklerinin ayyuka çıkması da en çok bu dönemde görülmektedir. İslâmcıların önemli bir ekseriyeti Abdülhamid’i, Fatih, Yavuz ve Kanunî ile eşdeğerde saygıyla anarken az da olsa küçük bir kesim onu, Tanzimatçıların laik reformlarını devam ettirdiği gerekçesiyle eleştirirler.
  2. Abdülhamid dönemi İslâmcılığının, her şeyin ötesinde Batı’nın siyasal, kültürel ve askerî baskısına karşı bir öz savunma hareketi olarak belirmesi bize İslâmcılığın hangi saiklerle neşvünema bulduğu hakkında ipucu verebilir mahiyettedir. İslâmcılık, Müslüman halklar üzerinde dinsel ve kültürel açıdan birleştirici bir etkide bulunurken aynı zamanda yükselen milliyetçilik bu halkları siyasal olarak bölüyordu. Jön Türkler bu durumu imparatorluğun çok uluslu Müslüman terkibi devam ettiği sürece İslâm’ın bir kenara bırakılmayacağı şeklinde doğru bir okuma biçimiyle değerlendirmiş olmasına rağmen ayrılıkçı rüzgârların esmesine engel olamadılar. Devletin kurtuluşunun İslâmlaşarak olabileceği ana tezi üzerine İslâmcılığı inşa eden bu ilk nesil İslâmcıların tüm bunları, dindar ve otoriter bir padişah fakat aynı zamanda modernleşmeye samimiyetle inanmış, Avrupa ve uygarlığına sıcak, kültürüne ise bir o kadar mesafeli bir adam olan Abdülhamid’e muhalefet ve düşmanlık ederken yapmaları tarihin bir ironisi yahut içinde bulundukları trajedinin naif bir numunesidir.

İslâmcılığı, günümüze kadar başarılı olmamış bir İslâm reformu; İttihad-ı İslâm’ı da gerçekleşememiş bir ideal olarak görmek mümkündür. Tarihin akış mecrasındaki alt-üst oluşlar düşünüldüğünde, bu idealin imkânsız olduğunu söylemek için henüz erkendir demek yanıltıcı olmayacaktır. İslâmcı düşünceyi, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü önleyememiş olsa bile ömrünü uzatan bir hareket olarak okumak da mümkündür. Lakin bu okumanın, devletin çöküşü göz önüne getirildiğinde menfî, bu çöküşün gecikmesi dikkate alındığında müspet bir bakış açısıyla değerlendirileceği de unutulmamalıdır. Dağılma yüzyılının İslâmcılığı, devlet politikası hâline gelince, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü geciktiren İttihad-ı İslâm idealinin II. Abdülhamid’in şahsında mücessem hâle gelmesi de aynı değerlendirmenin zihinlerde berraklaşmasına katkı sunacaktır.

İslâmcı hareketin Tanzimat sonrasından günümüze kadar uzanan serencamı içerisinde mühim bir özelliği daha belirginleşmiştir. Bu belirginliğin Türkiye özelinde ortaya çıkması, merhum İskilipli Atıf Hoca’nın deyimiyle, İslâmî kalkınma davasının merkez üssünün Türkiye olduğudur. Bu özellik, farklı İslâmcı aktörlerin birbirinden kopuk faaliyetlerinin bir şekilde birbirini beslediğidir. Hatta kendi içlerinde kopmalara neden olan durumların bir zaman sonra ve bir şekilde dönüşerek ya aslına rücu ederek ya da daha farklı formülasyonlarla birbirini beslediği ve İslâmcı harekete katkı sağladığı görülmektedir. Bu sebep-sonuç ilişkisinin İslâm’ın kendine has bütünlük yapısından kaynaklandığı muhakkaktır.

Tarihi, ön kabul ve peşin hükümlerden arı bir şekilde anlamak, yol gösterici bir tutum olacağı gibi günümüzü anlamlandırmaya matuf düşünce formunu da kazandıracaktır. İmparatorluğun en uzun yüzyılında Âlem-i İslam’ın derdiyle dertlenen eşhası anlamak, tanımak evlad-ı vatana borçtur. Onlara olan borcumuzu da ancak onların uğruna dövüştüğü ideallerin gerçekleşmesiyle ödeneceğini biliyoruz.

NECMİ ZİYA KARAHANLI

Kaynakça

Akçura, Y. Üç Tarz­ı Siyaset, TTK Yay. Ankara 1987

Berkes, N. Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1978

Bulaç, A. (2004). İslam’ın Üç Siyaset Tarzı veya İslamcıların Üç Nesli. T. Bora ve M. Gültekingil (edt.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt 6 İslamcılık içinde (s. 4867). İstanbul: İletişim Yayınları.

Çetinsaya, G. “İsmi Olup da Cismi Olmayan Kuvvet: II. Abdülhamid’in Panislamizm Politikası Üzerine Bir Deneme”, Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999

Eraslan, C. ” II. Abdülhamid ve Osmanlı Devleti’nin İslam Birliği Siyaseti”, Türkler, Cilt 12, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara

Güngör, E. İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1981

Hee Soo Lee,” II. Abdülhamid ve Doğu Asya’daki Pan-İslamist Siyaseti”, (Çev:Pelin Fidanoğlu),  Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 12, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002,

Karal, Enver Z. Osmanlı Tarihi, C. 8, Ankara 1988

Karpat, K. İslam’ın Siyasallaşması, Timaş Yayınları, İstanbul, 2014

Kodaman, B. “1876­1920 Arası Osmanlı Siyasi Tarihi”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 12, İstanbul 1989

Küçük, C “Abdülhamid II”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 1 Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1994

Lewis, B. (2004) Modern Türkiye’nin Doğuşu (M. Kıratlı, Çeviri.). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. (İlk baskı 1970)

Mardin, Ş. (1991). Türkiye’de Din ve Siyaset Makaleler 3. İstanbul: İletişim Yayınları.

Özcan, A. Pan­İslamizm, Osmanlı Devleti, Hindistan Müslümanları ve İngiltere, TDV Arş. Mer. İstanbul 1992

Sırma, İhsan S. Belgelerle II. Abdülhamid Dönemi, Beyan yayınları, İstanbul, 1998

Subaşı Necdet, Devlet, Cemaatler ve İslamcılık

Tunaya, Zafer T. Türkiye’de Siyasal Partiler, İstanbul, 1984, C 1

Türköne, M. Siyasi İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu.  İstanbul: İletişim Yayınları, 1991

Türköne, “İslamcılık”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C 23, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1994

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir