Raskolnikov’la Muhavere

Sapkınlığı kazın, altında dışlanmışlığı bulursunuz- Mâlik b. Nebî

Öz saygısını bile hak etmeyen insansı bir yaratık ilişiyor gözüme. Merak… Evet kesinlikle merak beni ona iten. Ürküten, titreten, tüyler ürperten belki korkuya eşdeğer bir merak. Çılgına dönen gözlerini göreni görene kadar, hatta nefeslerimiz karışana dek yaklaşıyorum. Öylesine örselenmiş bir hali var ki sanırım bu hali harap görüntüsünün en büyük etkeni. Yağlı taranmamış saçlar, çarpık sararmış dişler, sivilceli burnundan taşan kıllar, kirli elbiseler… Kesinlikle plastik adalet tecelli etmiş papaz cübbesiyle. İşte ilgili papazın hali… Tiksinti veren bir canavara dönüşmüş… Buna rağmen onda kendimden bir şeyler görür gibi oldum. Bu zandı sanırım beni onla sessiz bir konuşmaya iten. Sorumun cevabından korkarak kulağına fısıldadım:

– Sen kimsin?

– Dışlanmış biri.

– Nasıl yani anlayamadım?

– Nasıl mı? Beyefendi doğru soru “Neden?” olacaktı! Sana neden olduğunu anlatayım: İşin aslı kendime saygı duymam veya duymamam dışlanmama etken midir bilmiyorum. Lakin anlayıştan uzak olmam beni bu halde yaşamaya yani bazı şeyleri eksik yaşamaya mecbur etti. Bu halde yaşamaya alıştım, başka bir hayat formunu düşünmeyi bırak hayal dahi edemiyorum. Yani bu halim sizin bana acımanıza sebep olmuş olabilir hatta benden tiksinmiş de olabilirsiniz ama ben bunlara alıştım yani umursamıyorum artık. Beni asıl ilgilendiren halimin sebep olduğu bazı olumsuzluklar.

– Çok özel değilse eksik yaşamakla neyi kastettiğini ve bunun sebep olduğu olumsuzlukların ne olduğunu söyleyebilir misin?

– Hahaha! Özel mi? Ne özeli? Senle aramızdaki bağı göremiyor musun? Neyse ne özelim yok benim! Eksik yaşamak… Benim için eksik yaşamak, yani bazı duyguların lazım olduğu zamanlarda eksikliği veya hiç olmamasıdır. Sebep olduğu olumsuzluklarsa saymakla bitmez. İlk etkisi anlama kıtlığı olarak ortaya çıkıyor. Yani bir olguyu veya fikri her yönü ile ele alamıyorsun. Mesela şu hayatta korku ile umut arasında olmak varken ya tamamen korkusun ya da umut. İşte bu da sapkın düşüncelerimi, dereyi geçirmeyen fikirlerimi oldukça cazip ve olması gereken olarak gösteriyor. Sonra sapkın olma arzusu damarlarımı kaşıyor, kanım daha hızlı akıyor ve şah damarımdan beyne fışkıran bir kudurma… Evet bir kuduz it gibi tepinmek istiyorum. Sence ilgi mi bekliyorum ne dersin? Hahaha!

– Bilmiyorum, bekleyebilirsin de hakkındır. Ama hiç düşündün mü bir konu hakkında belki de yeterli bilgin yoktur?

– Hahaha! Uzun zamandır böylesine gülmemiştim. Biliyor musun?  Hayatın her yönünü kapsamayan ve inandığında ancak bir kaç duyguyu canlı tutabileceğin sapkın bir ideolojiye körü körüne bağlanman, daha kapsamlı ve benimsediğin zaman bastırman gereken bir duygunun olmayacağı bir fikre hak vermenden bile daha kolaydır. Sapkın olma arzusu insanda o kadar fazladır ki, İlahi bir dini işine geldiği gibi… Veya… Boş ver en iyi tabir bu! Ne diyordum? Ha evet, işine geldiği gibi anlayarak bu arzusunu tatmin edebilir.

Daha fazla dayanamadım. Uzun süredir bakmadığım bu ayna şimdi bana neler diyordu böyle! Düşüncelerimin dağılması şarttı. Sertçe yüzüme su çarptım ve hemen aynaya tekrar baktım hala konuşmaya niyetli idi. O sıra müezzin “hayye ale’l-felâh” diyordu. Hızlıca abdest aldım ve kendimi sokağa attım. Ne ara sabah olmuştu? Az önce neler yaşandı?  Kaç rekattı bu namaz?  Sanırım şimdi başladılar namaza…

Mehmet DURUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir