SÜKÛT VAKTİ!

Ne desem, nasıl anlatsam? Anlatsam anlar mısınız? Acı bu, ıstırap. Aşk bu. Hayır, hayır! Bu öyle birine âşık olmak falan değil. Hakiki aşk bu. Hani unutulan. Hani artık gülünç bulunan. Eleştirilen. Varsan varılmayan. Yürüsen yürünmeyen. Mücadele versen, kolay kolay verilmeyen…

Bir insan gözyaşlarını satırlar ile yıkayabilir mi? Hayır! Ama dener. Bir insan aşkın en kör noktasında dönmeyi düşünür mü? Hayır! Ölümüne gider. Dönülmezdir artık. Ölse bile huzur bulacaktır, belli. Hatta ölse mutlu olacaktır. Mevlana neden ölüm gününe düğün günü demiş.

Nedir ki dünya? Çok mu gerçek? Herkes çok mu dost?İşlediğin günahlara değecek biri var mı etrafında? Sağlıklı olayım diye yediğin yemekler ne kadar engel eceline? Hangi yüz tanıyacak seni sıratta? Hangi organın satmayacak mizanda?

Dünyaya yaşamak için gelenler vardır. Burada mutlular.Amenna. Bir de dünyaya cehennemi yaşamak için gelenler vardır. Hapistir dünya onlara. Sıkar, sığamaz. Bir de aşkı yanlış tanımlayanlar vardır. Ben gibi. Daha ne olduğunu bile bilmeden cüretkârlık edenler. Su üzerinde yürümeyi bilmeden sudayım zannedenler. Gerisini varın siz düşünün. Söz bitti. Sükût vakti…

MELEK ALİBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir