Susam ve Zambaklar

Bu kitabı seçmemizin en önemli sebebi, en küçük yapı taşımız olan aileden tutun da bütün insanlığın yanlış anladığı veya yanlış çözümlediği iki konu olan kitap ve kadının bir kitapta toplanmasıdır.

19. yüzyılın muazzam gücü olan İngiltere’nin Londra şehrinde doğan John Ruskin, İskoç bir ailenin tek çocuğudur. Babası tam bir sanat ve tabiat aşığıydı. Annesi de evine bağlı dindar bir kadındı. Babası onu sanat başlığı altına girebilecek bütün alanlara sokuyordu. Ayrıca doğa gezisine çıkıyorlardı. Annesi de İncil’i baştan sona okutup öğretmiştir. İşte bunlar Ruskin’in dindar yetişmesini, tabiat ve sanat düşkünü olmasını açıklamaktadır.

Kitap, bünyesinde iki bölümü barındırıyor. Susam,  eğitim ve kitaptan bahsederken; zambaklar ise kadınlardan söz ediyor. Bu iki bölüm aslında iki farklı konferanstır. Kitabı okurken Ruskin’in dönemine damga vurduğu gerçeğini unutmadan okumak gerekmektedir. 19. yüzyıl İngiliz halkının bu iki önemli meselede nelere dikkat ettiklerini bu kitaptan çıkarabiliriz.

Susam bölümünde Ruskin, her milletin en önemli sorunlarından biri olan eğitim ve kitaptan bahsediyor ve eğitimin çekirdeğini -kendi tabiri ile- büyük adamların eserlerinin oluşturduğunu vurguluyor.

Öncelikle dönemin gençlerinin ve ailelerinin hayata bakış açısının “hayatta edinilecek mevki” ayrıca “hayatta ilerleme” endişesinden ileri gitmemesinin üzerine duruyor Ruskin. “Bugün hayatta ilerleme deyince anlaşılan şey, yalnızca göze çarpmaktan, dikkati çekmekten ibarettir; yani başkalarının saygıdeğer ve şerefli olarak göreceği bir mevki elde etmiş olmaktır.” (s.25) diyerek dönemin sorununu açıklıyor. İnsanların makam ve mevkileri istemelerinin nedeninin o alanlarda gördükleri eksikliklerini gidermek için veya kendilerinin o alanda donanımlı olduklarını düşündükleri için değil de, sadece o mevkiin cazibesi yüzünden istediklerini vurguluyor.

İnsanın içinde bulunan bu -kendi tabiri ile- boş gururun hayatî bir öneme sahip olduğunu, eğer doğru hamleler yapılmazsa bu gurur insanın hayatında derin yaralar açabileceğini ifade ediyor. İşte bunun en iyi ilacının tecrübelerde ve büyük adamların eserlerinde olduğunu her fırsatta söylüyor.

Bizce, kitabın kalbi diyebileceğimiz yer 31-40. sayfalar arasıdır. Bizleri doğru yola sokan veya uçurumlara sürükleyen çevremizdir ve insan çevresindeki insanların özetidir diyor yazar. Bizler ya bir tesadüf ya da ihtiyacımız sonucu yeni ve farklı insanlarla tanışırız. Ortalama bir insanın çevresi ancak kendi seviyesi kadardır. Büyük insanlar toplu hâldedirler ve onlarla vakit geçirmeniz neredeyse imkânsızdır. Tesadüfen bir şairle karşılaşabiliriz veya bir ilim adamına birkaç soru sorma fırsatı elde edebiliriz ancak bu dakikalardan ibarettir diyor yazar. Büyük bir adama ulaşmak için yıllarımızı ve enerjimizi harcarız. Veya bir fotoğraf için elimizden gelini yaparız. Ancak bunların daha fazlasını verecek olanlar var. Küçük bekleme odalarında bizleri kütüphanemizin tozlu bir rafında beklemektedirler. Yazar, günümüzde makam mevki sahibi insanlarla on dakika konuşmak için neler yaptığımızı vurgulayarak, düşünülmüş tartılmış ve en son kaleme alınmış kitapların eşsiz güzelliklerinde bahsediyor.

Bunların yanında yazar kitabı iki kategoriye ayırıyor.  Bunlara, günlük kitaplar ve her zaman için geçer kitaplar diyor. Her iki kitabı okumanın yararlı olacağı ancak günlük kitapların bir kereden fazla okumanın vakit kaybı olacağını vurguluyor.

Ruskin her zaman büyük adamları önemsemiş ve kitapları önemsemiştir. İşte bu büyük adamları ve eserlerini anlayabilmek için onlarla daha fazla vakit geçirmeli ve kitaplarını çok iyi incelememiz gerektiğini vurguluyor.

Ruskin’in en önemli özelliğinden biri de, dönemin İngiltere’sinin yanlışlarını her zaman söylemesidir. İngiltere’nin sanatta, eğitimde ve tabiatta birçok ülkenin ilerisinde olmasının tek sebebinin ekonomik beklentileri olduğunu söylemektedir. Yani ruhsuz, vizyonsuz, renksiz bir yükseliş…

Kitabın zambak bölümü ise, kadının toplumdaki yeri ve öneminden bahsediyor. Çoğunlukla Avrupa yazarlarının eserlerinden yola çıkarak ve İngiltere’de yaşayan kadınların toplumsal eksik ve farklılıklarını anlatıyor.

Kadının asıl görevinin ne olduğunu bularak ona verilen eğitimin kadına özel olmasını vurguluyor. Kadın ve erkeğin tek tip bir eğitime tabi tutulmasının yanlışlığını kelimeler arasından çıkartabiliriz. İyi ve kötü toplumu belirleyen etkenin aile olduğunu ve aileyi inşa edenin de kadın olduğunu vurguluyor.

Kitap ve kadın dünyayı baştan inşaya ve tamamen kül olmasına sebep olacak iki büyük gücün farkında olmak ümidiyle, bir sonraki kitabımızda görüşmek üzere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir