VAHYİ “ŞİMDİ VE BURADA”YA TAŞIMAK

Vahyin 3 temel taşıyıcı öğesi vardır. Bunlar lafız, mana ve maksattır. Lafız, mushaflardaki yazılı ayetlerdir. Mana, bu ayetlerin anlaşılır olması için kaynak dilden hedef dile yapılan çevirisidir. Maksat ise, bu ayetlerin muhataba söylemek istediği asıl mesajdır, öğüttür. Aslında lafız ve mana, maksat için bir kaptır. Yani lafız ve mana araç, maksat amaçtır.

Vahyin maksadı ilahi terbiyeye bizi şahit kılmak ve hayatı bu pencereden okumamızı sağlamaktır.

  • اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ

Yaratan Rabbinin adıyla oku…

Bu ayet adeta “Seni yaratan Rabbin seni vahiy ile terbiye edecek ey insan, o hâlde hayatı bu pencereden oku.” diyor. Bu mesajı anlayan kulun demesi gereken şey şu olmalıdır:

  • رَبَّنَا اٰمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ

“Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, elçiye uyduk; bizi şahitlerle beraber yaz!”

Vahiy merkezli bir hayat okuyuşu ise; Lafızdan manaya, manadan maksada geçişle mümkündür. Eğer bu yapılmaz ise vahyin taşıyıcı ayakları bir bir eksilir ve eksilen her parçanın boşluğunu kapatmak için diğer öğeler abartılır. Nitekim tarihsel olarak baktığımızda vahyin önce maksadının sonra manasının içeriği unutturulmuş ve bu açık, lafzı yücelterek kapatılmaya çalışılmıştır.

İşte bu yüzden yapmamız gereken, vahyin maksadını ve işaret ettiği hakikati her daim aramak, nasıl’ı niçin’in önüne geçirmemektir.

Şimdi vahyin maksadını anlamaya çalıştığımız bazı ayetlerimizi tahlil edelim.

ÖRNEK PASAJ-1

  • لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ذَوِى الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينَ وَابْنَ السَّبٖيلِ وَالسَّائِلٖينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرٖينَ فِى الْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحٖينَ الْبَاْسِ اُولٰئِكَ الَّذٖينَ صَدَقُوا وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allâh’ın azâbından) korunanlar da onlardır.”

Ayet ilk bakışta kıble değişikliğinden bahsediyor. Başlangıçta namazlarında Kâbe’ye yönelene Müslümanlar bir süre Kudüs’e dönmüşler, sonra yüzlerini tekrar Kâbe’ye çevirmişlerdi. Yahudiler kıblenin Kudüs olmasından, Mekkeliler ise Kâbe olmasından memnun oluyorlardı. Bu, yalnızca çıkar odaklı bir tartışmaydı. Amaç hakikate teslim olmak değildi. Peki, bu olay vesilesiyle bugünün Müslümanlarına söylenen nedir?

Şekilci gösterişçi bir dindarlık Allah katında makbul değildir. Gerekirse şekil değişir bile. Değişemeyen erdem ise, ayette zikredilenleri yerine getirerek iman ve amel bütünlüğü içinde hayatı bütünüyle inşa etmektir. Bu şekilde insan dünyadan kopuk, mistik bir dindarlığa değil, tahkiki, bilinçli, ahlak üreten, eyleme dönük, takva merkezli bir din anlayışına yönlendirilmektedir. Bu bakış açısıyla “yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar, isteyenler ve boyunduruk altında bulunanlar” gibi kavramlar günümüz şartlarına göre yeniden yorumlanmalıdır.

ÖRNEK PASAJ-2

  • وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهٖيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعٖيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

“ İbrâhim, İsmâ’il’le beraber Ev’in temellerini yükseltiyor: “Rabbi’imiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen işitensin, bilensin.“

  • رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

“Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar; bize ibâdet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira tövbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Sen!”

Ayetler, İbrahim ve İsmail peygamberler üzerinden bize “Kâbe’yi inşa edecek kadar seçkin bir kul bile olsan kendi başına O’na olan kulluğunu/ ibadet yollarını bilemezsin. Peygamber dahi olsan ibadetlere ekleme veya çıkarma yapamazsın.” diyor. Yani ne kadar iyi niyetli olursa olsun kimsenin bir ibadet icat etmeye, ibadetler üzerinde arttırma/ azaltma/ değişiklik yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur. Bu hak ve yetki yalnızca Allah’a aittir. Kullara düşen O’nun çizdiği yolda O’nun belirlediği şeklide yürümektir. Bu kulluk yolculuğunda, insan acziyetini bilmeli ve hidayet (rehberlik) dilemelidir.

İbrahim peygamber tövbe edip merhamet isterken, kişi kendisinin veya başkalarının amelinden emin olamaz. Kimseyi kurtulmuş/ kurtarıcı göremez.

ÖRNEK PASAJ-3

  • وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهٖيمَةِ الْاَنْعَامِ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ اَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتٖينَ

“Biz, her ümmet için bir kurban ibâdeti koyduk ki Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O’nun adını ansınlar. İlahınız bir tek ilahtır, yalnız O’na teslim olun. O alçak gönüllü, saygılı, samimi insanları müjdele!”

  • اَلَّذٖينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرٖينَ عَلٰى مَا اَصَابَهُمْ وَالْمُقٖيمِى الصَّلٰوةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

“Onlar ki Allâh anıldığı zaman kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh yoluna) harcarlar.”

İnsanlar tarih boyunca yüce olduğunu kabul ettikleri kimi güçler için kurban etme eğilimi içinde olmuşlardır. Bazen bir felaketten korunmak için bazen toplumun refahını tesis etmek için değerli gördükleri bir şeyi veya kişiyi feda etmek yoluna girmişlerdir. Ürünlerinden, hayvanlarından hatta kız/erkek çocuklarından, genç kadınlardan kurbanlık seçmişlerdir.

Bu ayet ile başlayan bölüm bizde doğru bir kurban eyleminin tasavvurunu çizmeyi hedefliyor. Ve işe kurban ibadeti için neyi nasıl yapacağımızın yolunu ancak ve ancak tek ilah olan Allah’ın gösterebileceğini söyleyerek başlıyor. Çünkü insanı yaratan ve yarattığı diğer şeyleri insanın emrine veren O olduğu için, kullarına neye nasıl muamele edeceğini bildirmek hakkına sahiptir. Kişi sahip olduğunu sandığı her şeyi Allah’a borçlu olduğunu hatırlarsa kibri kırılır ve Yaratıcısına teslim olur. Böylelikle tüm davranışlarına tesir edecek bir bilince ulaşır.

  • وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فٖيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Biz o kurbanlık develeri de size Allah’ın (dininin) işaretlerinden yaptık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar ön ayaklarını sıra halinde yere basmış durumda iken üzerlerine Allah’ın adını anın (da boğazlayın) yanları yere düş(üp canları çık)ınca da onlardan yeyin, kanâat eden(fakir)e de; isteyen(fakir)e de yedirin. Allâh o(kocaman hayva)nları, size boyun eğdirdi ki şükredesiniz.”

Ayette kurban ibadetinin bir sembol olduğu ve insanı üst bir amaca yönlendirmesi gerektiği dile getiriliyor. “Eğer Allah o hayvanlara boyun eğdirmeseydi sen bu nimetlere ulaşamazdın ey insan!” mesajı verilerek insanın varlık hiyerarşisini ve kendisinin konumunu fark etmesi isteniyor. Hayatı ve ölümü yaratanın Allah olduğu hatırlatılarak, can almanın ancak O’nun izniyle mümkün olduğu öğretiliyor. “Kurban bir tevhid eylemidir ve yalnız O’nun adına yapılır.” dersi veriliyor.

  • لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ

“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat sizin takvânız O’na ulaşır. Allâh onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O’nun büyüklüğünü anasınız. (Ey Muhammed), güzel davrananları müjdele.”

Kurban ibadetinin amacının et veya kan olmadığı açıkça dile getirilerek insanların zihni “et bayramı” gibi yanlış tasavvurlardan arındırılıyor. Asıl maksadın insanın takvasını, yani sakınmasını ve sorumluluğunu arttırmasıdır. Allah ile ilişkisini tekrar gözden geçirip eşyaya olan muamelesini düzenleme hassasiyeti kazanmasıdır.

Tüm bu derslerin sonunda insanı cahiliye karanlıklarından vahyin nuru ile aydınlatan, onu doğru yola yönelten Allah’ın adını yüceltilmemiz isteniyor.

“ZİRA SEN O’NU YÜCELTMEYE ÇALIŞIRSIN FAKAT GERÇEKTE YÜCELEN SEN OLURSUN!”

Allah’ım

Bizi vahyin ile doğru yola yönelt

Bize vahyin maksadını anlayacak akleden bir kalp ver.

Bizi içinde bulunduğumuz bu çağda vahyi yaşayan ve vahyi taşıyan maya bir toplum kıl…

Âmin…

MEHMET GÜRKAYNAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir