VELİYE MEKTUP

Gurbetteki bir evladınız gibi aynı duygularla sesleniyorum size. Sanki başka diyarların insanıymışız gibi kendi varlığımı kanıtlamak istiyorum sizlere.

İstiyorum ki beni tanıyın.

İstiyorum ki bana olan bitmiş sevginizi yeniden alevlendirin. Aslında ben sizim siz de ben… Aslında aynadaki yansımayız biz.

O zaman bu yabancılaşma niye?

Aynı toprağı vatan bellemişiz biz sizinle. Aynı bayrağı kanımızla şereflendirmişiz. Aynı cephede omuz omuza çarpışmış dedelerimiz. Aynı Allah’ın kulu ve aynı Peygamberin ümmetiyiz.

O zaman bu düşmanca bakış niye?

Aynı güneş ile ısınıyoruz ve aynı yolları arşınlıyoruz her sabah. Aynı durakta aynı otobüsü bekliyoruz. Simit çay yapmaktan ikimiz de zevk alıyoruz. Belki sen şekerli içiyorsun çayı ben şekersiz. Ama zevklerimiz ve korkularımız aynı. Aynı gecenin karanlık yorganına sarılıp uyuyoruz. Aynı aksakallı dede rüyalarımızda bir görünüp bir kayboluyor.

O zaman bu korkulu bakışlar niye?

Elimize aldığımız gazeteler aynı. Aynı dili konuşuyor, aynı esprilere gülüyoruz. Siyasî partilerimiz aynı, dış düşmanlarımız aynı. Aynı şehide ağlıyor aynı zaferi kutluyoruz. Aynı millî takıma gönül veriyoruz ve aynı anda kendini yere atan Burak Yılmaz’a “kalk kalk” diyoruz. Her şeyimiz aynı.

O zaman bu nefret niye?

Hastanelerde sen de sıra bekliyorsun ben de... Aynı pazarda kalabalıktan sıyrılma çabamız. Aynı sitelerden ve pazarlardan araba bakıyoruz. Belki de aynı polisten ceza yiyoruz. Belki de aynı bankada aynı sırada bekliyoruz sabırla.

O zaman bu sabırsızlık niye?

Sayın anne ve babalar unuttunuz ama ben bir öğretmenim.

Sizden biriyim.

Ben öğretmen olmak için seçtim üniversitemi.

Ben ilk öğrencimin yüzünü hayal ederek bitirdim dört senemi. İlk atandığım yeri vatanım belledim. Birinci sınıfa başlayan bir öğrenci heyecanıyla kıyafetlerimi ütüledim ve serdim yatağımın ucuna ilk gece. Renkli kalemler aldım. Heyecandan uyuyamadım.

Ben öğretmenim.

Aşkla başladım bu mesleğe. Her çocuğu kendi evladım saydım. Ülkemin geleceğini o minik gözlerdeki sevgiyle yoğurup hayallerini kurudum. Ama sonra sizinle tanıştım.

Bana dediniz ki evladıma iyi bak. Bana dediniz ki evladımı iyi bir insan yap. Bana dediniz ki sana ve senin gibi bütün öğretmenlere güveniyoruz. Ama güvenmedin.

Okula çağırınca seni “benim evladım yapmaz” kibrini vurdun yüzüme. Bütün sıralarda sabırla beklerken okul idaresinin kapısında beklemekten imtina ettin.

Beni tehdit ettin. Bana evladının yanında bağırdın. Evladının yanında bana parmak salladın.

Evladının bir sözüne yıktın beni, mesleğimi ve tecrübemi.

Yapma.

Benim aşkımı, benim gayretimi alma elimden. Gel bak öğretmenler odasına. Yüzümüzden aldınız bütün gülücüklerimizi.

Bugün de belasız bitti diyoruz her son zilde. Bir veli gelse görüşmeye acaba ne oldu diye tedirginleşiyoruz her an.

Yapmayın.

Bizler her öğrencinin bir hazine olduğunun farkındayız. Bırakın bildiğimiz işi yapalım. Bırakın bu hazinelerinize değerinden daha fazla değer katalım. Bırakın sizi korkuyla değil sevgiyle karşılayalım.

Selâm olsun bizi kendinden biri görüp bana ve mesleğime değer veren anne ve babaya

Ve selâmet gelsin beni hor gören katı kalpli anne ve babaya…

NURULLAH HATİPOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir