VUR AYAĞINI YERE!

Elinde, ayağında kalmayan dermanlar ve sönük bir kalbin cılız haykırışıyla baş başaydı adam. Bolluğun, bereketin, mülkün ve zürriyetin tamamı kaybolmuştu kısa sürede. Gözlerinden süzülen ateş kadar sıcak yaşlarla yetinmiş ve hiç isyan etmemişti. Sonunda kaç yüz âlem ötede parçalanan kalbinin yanına, vücudunda çıkan yaralar eşlik etmişti.

Yine de sustu.

İnsanlardan uzaklaşmış ve sonunda döndürüleceği yere döneceği zamanı beklemeye başlamıştı. Kalbinin ağrısı o kadar derindi ki, uzuvlarını saran cerahatin sızlamalarını hissetmez olmuştu.

Günler, geceler birbirini güçlükle takip ediyordu. Küçük bir yıldızın ışığında uykusuzluktan şişen gözlerini ovuştururken, kaderinin mihenk taşlarından en kutlusu olan o emir geldi: Vur ayağını yere!

Vurdu. Karanlıkları aydınlığa çeviren ve tüm hastalığını geçiren o su çıkmaya başladı nasırlaşmış topuklarının altından.Senelerin eskittiği sabır elbisesini çıkardı ve usulca uzaklaşıp gidişine baktı. Sonra şükür elbisesini geçirdi sırtına. Ellerini kalbinin üstünde birleştirdi ve fısıldadı: Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.”

Önce kana kana içti sudan. Lezzetine doyamadı. Eğildi ve şükretti. Sonra tekrar içti ve tekrar şükretti. Yüzünü yıkadı ve tekrar şükretti. Su, yaralı parmaklarının arasından kayıp giderken şükretti. Sonra şükretti. Nimetiyle yıkandı ve yine şükretti. Şükrü arttıkça iyileşti; iyileştikçe şükrü arttı.

Tamamen iyileşince, tamamen anladı olan biteni: O’nun yokluğu sabır, varlığı şükürdür.

Fakat Âdemoğlu, günümüzde bunu yitirdi. Sabırlı insan bulmak imkânsız gibi. Teknolojinin hayatımıza kazandırdığı ivme, ruhumuzun frene basmasına neden oldu. Hızı elde etmemiz sabırsız insanlara dönüştürdü bizi. Bundan on sene öncesine kadar belediye veznelerinde saatlerce sıra bekleyip fatura ödeyen bizler, bugün cebimizdeki banka şubesinin birkaç saniye geç açılmasına tahammül edemez olduk. Bir hastalığa sabretmek şöyle dursun, hasta ziyaretlerini bile mütemadiyen saatimize bakarak geçirir olduk. Eskiden çalışmayı ibadet bilirdik. Şimdilerde, işimizde dizi izleyerek vakit geçirmeyi önemser olduk. Biz bu kadar asabi değildik. Sabırsızlığımızın kurbanı olduk. Nereye koşuşturduğumuzu bilmeden, önümüzdeki insanları yakalarından tutup fırlatır olduk. Siparişimiz on dakika geciktiği için kuryeyi fırçalamaktan geri durmadık. Ahirete acelemiz olduğundan hak, hukuk tanımaz olduk.

Şükredecek bir şey bulamıyoruz bugünlerde. Çünkü sebat gösterip hak ettiğimiz nimetler azaldı. Ruhumuzu okşayan gündelik kazanımlarımızı kendimiz elde ettik sanıyoruz. Çünkü sabır göstermeden kazanıyoruz. Bu yüzden şükretmeden yiyoruz. Aslında dünyayı değil, kendimizi tüketiyoruz. Bir yandan değerlerimizi eskitirken, bir yandan da acele acele ekmeklerimizi koparıp çöpe atıyoruz. Zira biraz sonra sokaklara dökülüp insan katletmeye başlamamız gerekecek.

Sabr’ın ’sı kadar değil, ’nın noktası kadar bir gayret yetecek. Ha itti bizi, ha itecek…

ABDULLAH SABUNCU

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir